Ruh Sağlığı

0-6 YAŞ ÇOCUĞUNUN PSİKOLOJİSİ

5-6 OCAK 2006

BİR HÜLYA YILDIRIM SÖYLEŞİSİ

0-6 YAŞ ÇOCUĞUNUN PSİKOLOJİSİ  

Çocuk psikiyatristi Dr. Osman Sabuncuoğlu, erken yaşta, istenmeden ya da hazırlıksız yapılan çocuklar ve sonra kucağındaki çocukla ne yapacağını bilemeyen anneler ve babaların toplumumuzda önemli bir sorun ve depresyon nedeni olduğunun altını çiziyor. Sabuncuoğlu’yla, doğum sonrası yaşanan depresyonu konuştuk…

·  Doğumdan sonra annelere garip bir hâl çöküyor, hüzünleniyorlar. Bu depresyon mu?

Doğumdan sonraki birkaç gün süren hüzünlü hal çok normaldir ve depresyon değildir. Depresyon çok daha ağır bir duygu durumu… Bebeğin doğumu genellikle sevinçle karşılanmakla birlikte, bebek anne için önemli bir yük… Bunu yaşamayan bilemez ve anneler de çoğu zaman dile getiremiyorlar.

·  Doğum yapınca neden depresyona girilir?

Hamilelik ve bebek sahibi olmak kadın için önemli bir yük: Hem fiziksel yük, hem ruhsal yük. Hayatınızı bir başka canlıya, çocuğunuza adıyorsunuz. Kadın bebeğine mi baksın, ev işi mi yapsın, çalışma hayatını mı sürdürsün, başka çocukları varsa, onlarla mı ilgilensin?.. Sonra, istenmeyen hamilelikler, kısıtlı imkanlar, annenin babanın ve yakın çevrenin desteğinden yoksun bırakılması, kaynana faktörü gibi bir çok faktörün tavan yaptığı bir dönem.

·  Doğum sonrası depresyon yaşayan annelerin oranı nedir?

Toplum taramalarında yüzde 30 civarında bir sonuç elde ediyoruz, klinik değerlendirmelerde doğum yapan her 100 kadından 10’unun doğum sonrası depresyon yaşadığını gösteriyor. Çok büyük bir oran. Üstelik, annenin depresyonunun bebeğe etkilerini düşünürsek, gerçekten ciddi de bir problem. En önemli nokta ise, annelerin bebeği bırakacak kimse olmadığı için yardım alamaması. Emzirdikleri için ilaç kullanamamaları da önemli bir engel tabii… Erişkin kliniklerinde anneleri göremeyiz örneğin; genellikle anneler çocuklarıyla ilgili şikayetlerle bize başvururlar ve biz de onları erişkin kliniklerine yönlendirerek yardım almalarını öneririz.

ORAN YÜKSEK!

·  Sonuçta, annelerin içinde bulunduğu şartlar altında normal bir insan depresyona girer zaten, ama kadınların sadece yüzde 10’u giriyor?..

Yüzde 10 bile çok yüksek bir oran. Üstelik çocuk için, annenin bir ay gibi kısa diye tanımlanabilecek bir süreyle depresyona girmesi bile, çok ciddi bir sorun. Çünkü bebek bunu algılar, anenin yüzünü astığın, mutsuz olduğunu bebek bilir. Depresyondaki kişiyi düşünün: Canım deseniz, canın çıksın, diyecek ruhsal durumdadır. Kaldı ki, bebek bakan bir anne depresyondaysa, bebeğin ruhsal ihtiyaçlarına cevap veremez ve bebeği de mutsuz olur. Hele de çocuk zor bir çocuksa, durum daha da zorlaşır.

ZOR BEBEKLER

·  Bebeğin zor bir bebek olması sadece anne kaynaklı mı, yoksa çocuğun kişiliği de bir faktör mü?

Çocuğun mizacı, doğuştan zor olabilir. Fakat, anne depresyondaysa, çocuk iyice huysuzlanır. İşler iyice sarpa sarar ve böylece bir kısır döngü oluşur. Üstelik, her annenin kendi bebekliğinden getirdiği bir bağlanma yani diğer insanlarla ilişki kurma şekli vardır. Ve kendi bebekliğimizde, annemizle olan ilişkimizden öğrendiğimiz ilişki kurma şeklimiz, hayat boyu aynı şekilde devam eder. Bunun da oranı üçte iki oranında güvenli bağlanma, üçte biri de güvensiz bağlanma dediğimiz şekilde gerçekleşir. Ve annesiyle güvensiz bağlanma yaşayan bebekler; endişeli, öyle mi böyle mi şeklinde ikircikli ve çekingen özellikler gösteren bebekleri oluşturur… Bu özellikler ve ilişki kurma şekli bebeklik döneminde böylece kazanıldıktan sonra da hayat boyu sürer.
Anneyle bebekken güven ilişkisi kuramamış, üçte biri oluşturan bu bebeklerin büyüdüklerinde anne olduklarını düşünelim: Bu durum bebeğe de aynı şekilde yansır ve bebek depresyonu dediğimiz ve bütün dünyada giderek daha da ilgi gören bir konu gündeme gelir. Zaten nasıl bir bebeklik geçirdiğimiz hayatımızın her aşaması için çok belirleyicidir.

BEBEĞİNİ REDDEDEN ANNELER

·  Neden annelerin bir kısmı çocuğunun ihtiyaçlarına cevap veremeyecek noktaya geliyor?

Doğum yapınca bazı anneler, daha önce hiç yaşamadıkları türden bir yakınlığın içine çekiliyorlar. Buna alışık değiller. Sonuçta, bebekle ilgili olarak annenin yapması gereken işler, bebeğin yakınlığı, talepleri, annenin hassas taraflarını uyarıyor ve depresyona giden yolu açıyor. Çünkü anne, bebeğe o yakınlığı ve sıcaklığı içsel olarak verecek güçte olamayabiliyor. Annenin bu durumu da, çocuğa bakmak istememe, çocuk en ufak ağladığında tahammülsüzlük gösterme, hatta tamamiyle bebeği reddetme noktasına kadar varabiliyor.

·  Annenin depresyonunun faturasını çocuk mu ödüyor yani?

Anne depresyondaysa, annenin bebekle ilişkisi de sorunlu oluyor ve annenin depresyonu çocuğa geçebiliyor. Üstelik, 0-2 yaş çok kritik bir dönem, çünkü harddiske bütün programlar yükleniyor ve bunların çoğu da yeniden yükleyebileceğiniz ya da çıkartabileceğiniz bilgiler değil.

Sonuç itibariyle, hamileliğin kendisi, doğumun kendisi, bebek bakımı, bunlar yeterince zor işler. Yine de annelik desteklendiği sürece, aslında hem anne, hem de bebek için keyifli ve doyurucu bir süreç yaşanabilir. Yeter ki, dengeler sağlıklı kurulabilsin.

BABALAR DEPRESİF OLABİLİR

·  Ya, babalar, doğum sonrası babalar da depresyona giriyor mu?

Babalar da başka bir süreç ve zorluk yaşıyor. Anne, çocuğa odaklı yaşamaya başlayınca, baba da biraz ortada kalmışlık hissi ve çaresizlik duyuyor. Bir yandan onun da maddi-manevi sorumlulukları arttığı için babalarda da depresyon görülüyor. Bebek için kritik olan kişi anne olmasına rağmen; annenin babadan aldığı destek, babayla kurduğu ilişki de bebek için çok önemli. Bir çiftken, bir bebek doğuyor ve bir aile oluyorsunuz. Dolayısıyla, bu zor dönemin aşılmasında, babanın rolü ve yükü de ağır.

·  Annenin çalışan kadın olmasının depresyonla bir bağlantısı var mı?

Şöyle ki, özellikle depresif anneler, iş hayatına döndüklerinde daha rahat edebiliyorlar. Araştırmalarla gösterilmiş bu. Çünkü yaşam şeklinin değişmesi de anne için çok zorlayıcı bir etken. Fakat, annenin çalışması konusunda en önemli husus, doğum izninin yeterince uzun ve ücretli olması. Bu, baba için de geçerli olmalı. Doyurucu bir anne- bebek ilişkisi yaşanması için bu konuya daha çok önem verilmeli. Çünkü, bebeklik çok kritik bir dönem. Bir daha yakalayamayacağınız ve günden güne bebeğin gelişiminin fark gösterdiği bir dönem. Gelişim dedeğimiz şey de bu zaten.

·  Kalabalık aileler, ortamlar anne ve bebeğe iyi gelebilir mi, bir çıkış olabilir mi?

Evet, anenin bebekle ilgilenemediği durumlarda kalabalık aileler kurtarıcı olabilir. Annenin bebekle teke tek kalması, annenin özellikle sağlık problemleri varsa pek tercih etmediğimiz bir durum. Fakat, kalabalık aileler bir yönüyle anne için bir yük de getiriyor. Annenin bebekle ilişkisine çok karışıp görüşen oluyor ve bu da annenin anneliğini yaşayamamasına, depresyona girmesine neden olabiliyor.

·  Annelerin biraz da iç güdülerine ihtiyacı var.

Evet, özgün bir annelik yapabilmek için, biraz sağ duyuya, iç sesimize kulak vermek gerek. Fakat, bunu yapabilmek için de ruhsal bir bütünlük içinde olmak gerekiyor. Örneğin, anne geniş aile ortamında bir çocuk dünyaya getirdiğinde, bu onun statüsünü de yükselten bir durum. Öte yandan, kayınvalide ile beraber oturuyorsa, bu anne tarafından tolere edilemiyor ve anne için sıkıntılı durumlar başlıyor. “Bu yedirilmez, sütün yetmiyor, ne biçim annesin, ver ben bakayım” şeklindeki eleştiriler sorun yaratıyor.

·  Bebek psikiyatrisi diye bir kavram ve uygulama bizde de var mı?

Anne-bebek psikiyatrisi 0-3 yaş arasındaki bir uygulama ve evet bizde de var. Çünkü bu dönemde de bebeklerin psikiyatrik sorunları olabiliyor. 0-3 yaş çok ilginç bir dönem, çünkü beyin gelişiminin devam ettiği bir dönem; özellikle ilk 2 yıl… İki yıldan sonra artık defter kapanıyor… (Zaten, beyin sürekli gelişmeye devam etse o da problem olurdu.) Aslında bebeğin beyin gelişimi anne karnında başlıyor… Ve beyin gelişimi 2 yaşına kadar devam ediyor. Örneğin; anne karnındayken de çok hareketliydi, derler… Bebe��in bir genetik özellikleri var ve bir de doğduktan sonra maruz kaldığı annelik uygulamaları var.

KIZ VE ERKEK ÇOCUK FARKI!

·  Annede depresyon varsa, bu anneden bebeğe geçebiliyor mu?

Anne depresyondaysa, bebekte de problemler başlıyor. Ve, bebek depresyonu diye tanımladığımız hadise baş gösteriyor. Bebek depresyonu, anne yoksunluğu şeklinde olabilir ya da annenin bebeğini ihmal etmesi şeklinde olabilir. Genel bir kuralı olmasa da, daha çok kız çocuklarda duygusal problemler (hırçınlık, ağlama, anksiyete), erkek çocuklarda da gelişim problemleri (ilişki kuramama, konuşmanın gelişmemesi) şeklinde sorunlar kendini gösteriyor. O nedenle, annede doğumdan sonra depresyon söz konusu olduğunda hem kendi sağlığı, hem de bebeğinin sağlığı için yardım alması çok önemli.

·  Depresyonu olan bir bebek hangi belirtileri gösterir?

Doğal bir gelişim sürecinde bebeğin dış dünyaya ilgisi vardır. İnsanlar, nesneler, oyuncaklar sağlıklı bir bebeğin ilgisini çeker ve bebeğin gelişimi süreklilik arz eder. Bebekteki gelişimin kesintiye uğraması, merakının azalması ya da kopması, kendi kabuğuna çekilmesi depresyon belirtileridir. Fakat yetişkinlerdeki depresyon belirtileri gibi, bebeklerde yemek ve uyku düzeninin bozulması gibi özellikler görmeyebiliriz. Görmeyince de, “Bizim çocuk yiyor, içiyor, uyuyor, bir şeyi yok” deyip yanılgıya düşmemek gerek. Bebek depresyondaysa; beklenilen, olağan gelişim gerçekleşmez. Merak, araştırma, ilişki kurma becerileri geri kalmaya başlar. O zaman da bebek depresyonundan şüphelenmek gerekir. Sonuçta; bebeğin gelişimi geri kalıyorsa, aynı zamanda nedensiz hırçınlık, mutsuz görünüm, ağladığında yatıştırılamama gibi özellikler söz konusuysa, ebeveynlerin uyanık olması ve bebek için yardım alması gerekir.

·  Bebeğe depresyon teşhisi koyduğunuzda nasıl bir çalışma yapıyorsunuz?

Öncelikle, doğumdan gelen fiziksel bir handikapımız var mı, diye bakıyoruz. Öyle bir durum yoksa, başarılı bir hamilelik ve doğum söz konusuysa; çocuğun gelişiminin, duygusal tepkilerinin ve oyunla arasının nasıl olduğuna bakıyoruz. Ayrıca, anne ve babanın duygusal durumunu ve aile ortamını araştırıyoruz. Sonuç olarak da, karşımıza çıkan tabloyu değerlendiriyoruz. Anne ve babanın eğitilmesi, anne ve babada duygusal bir problem (depresyon vb.) varsa bunun tedavi yoluna gidilmesi, çocuk bakımıyla ilgili yanlışlar yapılıyorsa bunların düzeltilmesi ve anne bebek ilişkisinin yoluna koyulması şeklinde çok yönlü bir çalışma yürütüyoruz.

·  Anne düzelince bebek de düzeliyor mu?

Zaten anne yardım aldığını ve ilişkilerinin düzeldiğini hissettiğinde, annelik pratiğinde gelişme sağladığında bebeğin de daha sağlıklı bir sürece girdiğini gözlemliyoruz.

Mucize beklememek ama erken müdahale ve anneye yardım etmek, anneye yardım edildiğini hissettirmek çok önemli. Anne kendini yalnız ve çaresiz hissetmemeli… Ve anne-baba depresyon konusunda uyanık olmalı… Aileler de anne ve babayı destekleyici davranışlar içinde olmalı. Pek çok çocuk için zaten büyükanne ve dedelerin varlığı çok önemli ve olumludur.

TÜRKİYE’DE ÇALIŞAN ANNE MAĞDUR!

Aslolan çocuğa annenin bakmasıdır. Ama, şartlar gereği büyükanneler de çok büyük özveri gösteriyorlar. Olması gereken, doğum izinlerinin annenin ve babanın desteklendiği bir özelliğe kavuşmasıdır. Türkiye’de çalışan anne, mağdur durumda ve çalışanın çocuk yapması bir suç gibi cezalandırılıyor. Üstelik, bir bebeğin nasıl olması gerektiğine dair bir fikrimiz yoktur. Dolayısıyla, çocukta bir sorun olduğunda, aile ya da bakıcı bunu farketmez. Çocuk 2 yaşına gelmiş konuşmuyor, ilişki kurmuyor ama bu durum şüphe uyandırmıyor. Bu da bebeğin gelişimini daha da geciktiriyor. O yüzden de, bebeğin kendisini önemseyen, onunla ilişki kurmaya çalışan, ona karşılık veren biri tarafından bakılması çok önemli. Sonuçta, bebeği ne kadar iyi aynalayan bir anne varsa, bir bakıcı varsa, çocuğun beyni o kadar iyi gelişiyor o kadar mutlu ve sağlıklı bir birey yetişiyor.

·    Çocuklar mı inatçı, yoksa sorun ailelerden mi kaynaklanıyor?

ÇocuĞun çok inatçı olması durumu, bizim olayı öyle algılamamızdan olabilir. Hele depresyonda bir anne ya da baba, çocuğun davranışlarını (örneğin yürümeye başlamasıyla ortaya çıkan olağan araştırmalarını) daha fazla inat kabul etme eğiliminde olabilir. Çocuğun hayır diyebilmesi gelişimi için son derece önemlidir. Her konu gibi bunun da bir ortası var; çocuğun ne çok uslu olması her şeye evet demesi beklenmeli (çünkü o zamun annenin bir uzantısı gibi oluyor), ne de her şeye hayır demesi beklenmeli (çünkü her şeyi reddetmesi de bir problem). Çocuğun yeri geldiğinde anne ve babaya hayır demesi gereklidir.

Çünkü bu, ‘Ben ayrı bir bireyim, benim de görüşüm var, her şeye evet diyecek değilim’ demek. Bu, çocuk açısından olumlu bir davranış tarzıdır. Fakat çocuğun gereksiz tutturmaları, ikna olmaması, bunların nedenlerini araştırmak gerekir, çünkü bir soruna işaret edebilir.

Yorum Yap

Konuşalım

T: +90 216 428 7546
E: [email protected]