Psikoloji Haberleri

ANNE KARNINDA İLETİŞİM VE DOĞUM ÖNCESİ UYARIMLAR

Hamilelik, bir kadının hayatının yaklaşık neredeyse dokuz ayını alan bireyden bireye farklılıklar gösterebildiği gibi, aynı kişide bile bir hamileliğin diğerine benzemediği farklı süreçlerin yaşandığı bir dönemdir, dönemeçtir. Bu sürecin sağlıklı geçirilmesi annenin ve bebeğin hem fiziksel hem de ruhsal sağlığı ile yakından ilişkilidir. Çünkü bu ‘ortak yaşam’ annenin üzerinden bebeği de olumlu ya da olumsuz etkilemektedir.

Bebekler görme, işitme, dokunma, tat ve koku alma duyuları uyanmış olarak dünyaya gelmektedirler. Aynı zamanda ısı farklarına, acıya ve beden durumunun değiştirilmesiyle harekete karşı da hassastır. Bunların dışında bizim anlayamadığımız ya da henüz bilemediğimiz başka yeteneklere de sahip olabilirler. İşte bu şekilde dünyaya hazır, ortam ve şartlara ayak uydurabilen bir varlık olarak dünyaya gelen bebeklerin anne karnında da bazı duyularının harekete geçtiğini ve dış dünya ile annesi vasıtasıyla ilişkiye girdiği düşünülmektedir.

Bebeğin ilk sekiz haftadaki gelişimi sırasında duyu organlarından ilk başta dengeden ve işitmeden sorumlu olan iç kulak gelişmeye başlar. On ikinci haftada ise kulaklar iyice gelişmiştir. Bu durum bize anne ve bebek arasında bir iletişim olabilir mi sorusunu gündeme getirmektedir. Pek çok anne bebeğinin on iki ve on dördüncü haftasından itibaren karnındaki hareketlerini hissettiğini ve onunla konuştuğunu, konuşmalarına ise bebeğinden tepkiler geldiğini ifade etmektedir. Ya da zihin gücüyle yani bebeğine konsantre olarak onu hissettiğini ve ‘an’ı onunla yaşadığını iç sesiyle konuştuğunu ifade etmektedirler. Kan yoluyla annenin duygusal durumlarındaki değişikler (ör; hipofiz bezinden salgılanan kaygı, korku ve mutluluk hormonları) bebekler tarafından hissedilmekte, anneyle birlikte kan vasıtasıyla bu duyguları onlarda yaşamaktadırlar. Yapılan araştırmalar hamilelik sürecini olumsuz,kaygı ve korku ile geçiren annelerin bebeklerinin doğumdan sonra huzursuz, uykusuz ve gergin bebekler olduklarını; hamilelik sürecini olumlu ve huzurlu geçiren annelerin bebeklerinin doğumdan sonra sakin mizaçlı, uyku ve beslenme düzeni olan bebekler olduklarını göstermiştir. Hatta bebekler annelerinin kendilerini kabul edip etmediklerini dahi bu iç ses veya hislerle bilmekte oldukları görüşü hakimdir. Bebeğin anne tarafından kabul edilmediği dile dökülmese de bu çocukların güvensiz, içe kapanık ve sessiz çocuklar oldukları uzmanlar tarafından ortaya konulmaktadır.

Fetus dışarıdan gelen seslere karşı da hassastır. Annenin dış dünyada yaşadıkları örneğin korktuğu bir olay, durum veya ses karşısında bebeğinde rahim içinde kasıldığı ve bir müddet annenin rahminin bir köşesinde pozisyonunu koruduğu bilinir. Anne gevşedikçe bebekte gevşer, eski haline dönebilir. Anne eğer keyifli bir gün geçirdiyse, bulunduğu ortamda huzurluysa, sevdiği bir müziği dinliyorsa veya yediği yemekten bile keyif alıyorsa bebekte annenin bu durumundan etkilenerek hareketlenmeye başlar, tepkiler verir. Hatta anneler bunu bilir ve onunda keyifli ve huzurlu olduğunu etrafındakilerle paylaşırlar. Doğum öncesinde annesiyle iletişimde olan bebeklerin annenin dinlediği müziği sevmesi ya da sevmemesi durumunda bebeğin doğduktan sonra o müziğe annenin duygularıyla paralel tepkiler verdiği belirtilmektedir.

Herkes tarafından bilinen bir diğer gerçek; bebekler doğar doğmaz annelerinin sesini tanırlar ve ona tepkide bulunurlar. Ağladıkları zaman annelerinin seslerini duyduklarında sakinleşirler ve kısa sürede ağlamayı keserler. Bu durum onların dış dünyayı anne karnındayken öğrenmeye başladıklarını ve annenin sesini diğerlerinden ayırabildiklerini göstermektedir.
Bebek rahimde geliştiği sürece; hareket, dokunma ve annenin kalp atışı, sindirimi gibi ses uyarılarını algılarlar. Kalp atışları bir ritimdir. Bu durum ritim duygusunu etkiler. Yapılan araştırmalar hastane kreşlerindeki bebeklerin normal kalp atışı gibi bazı seslerin denetimi altında daha az ağladığı ve durumlarından daha memnun olduğu gözlenmiştir. Ağlayan bebekler annesinin kucağında, göğsünde, özellikle kalbin üstünde belli bir ritimle sallanmasıyla ve buna belli bir ninninin eşlik etmesiyle sakinleştiği herkes tarafından bilinmekte ve uygulanmaktadır.

Doğum öncesi büyük uyarımla karşı karşıya olan bebeğin doğumdan sonraki uyarım ihtiyacı fazla olacaktır. Aynı şekilde doğum öncesi bebek için daha yararlı olacağını düşünerek, gebeliği süresince faaliyetlerini, normal hareketliliğin yada normal uyarımların çok daha uygun olacağı azaltan bir anne bu sürede bilmeden fetusa gidecek uyarımları azaltmış olacaktır. Doğum öncesinde gerekli ölçüde uyarılan, konuşulan, dokunma duyularıyla iletişime geçilen bebeklerin doğum sonrasında çevreleriyle daha ilgili olduğu, daha fazla bilgiyi hazmedebildiği, bu bilgileri işleyebildiği, bunun sonucunda uygulama yeteneği kazandığı ve ilk uyaranları çok az ya da gereksiz derecede fazla ve ürkütücü olan çocuklara oranla, genetik yönden belirlenmiş entelektüel güçlerini daha iyi geliştirebildikleri sanılmaktadır.

Şu da unutulmamalıdır ki, doğum öncesi faaliyetler çocuğunuzun duyusal uyarı ihtiyacına muhtemelen katkıda bulunmakla beraber, çocuk için gerekli olan uyarılar temel olarak kalıtımla sağlanmaktadır. Kalıtım da, insanoğlunun gelişimi ile şekillenmiş ve soyunu devam ettirebilmesine yardımcı olmuştur.


Ebru Tuncay
Psikolojik Danışman
Kim Psikoloji

Yorum Yap

Konuşalım

T: +90 216 428 7546
E: [email protected]