Ruh Sağlığı

İYİ BAYRAMLAR

İYİ BAYRAMLAR

Değerli büyüklerimiz arasında sıklıkla kulaktan kulağa gelen bir söylem vardır. “ Ah nerde o eski bayramlar ah” diye. Bu söz bende bazen endişe uyandırır. Yaşadığım zamanla ilgili olarak kaygılanırım. Acaba kaybettiğimiz nedir eski bayramlardan bu yana diye düşünürüm. Nedense bilmediğim, anlamadığım, anlamakta zorlandığım bir dünyada yaşıyor hissi oluşuyor o zaman bende. Eski zamanlarda olan ve de güzel olan neydi de şimdilerde o yoktu.  Tarif edilmesi güç olan ve merak uyandıran bu eski zaman arayışı ilgi alanıma girdi. Uzun süre düşünüp araştırdıktan sonra büyüklerimizin özlemle andığı eski zamanların eski bayramların çok arzulanır olmasının oldukça normal bir durum olduğunu anladım.

Bayramların bayram gibi geçmemesinde en büyük nedeninin bireyselleşmek olması da yatıyordu elbette. İnsanların kalabalık aile yapısından sıyrılması ve cinsiyet farkının ortadan kalkması aslında eski zamanları aratır oldu. Eskiden kadın kadın gibi, erkek erkek gibiydi. Kadın kadın kimliğinden sıyrılalı, erkek de erkek kimliğinden sıyrılalı, hayat yeniden şekillendi.

Yenilik, alışılması kolay bir durum değildir ama tercih edilmelidir. Elbette yenilik insana farklı gelir.  Mesela kömürle çalışan trenlerin, hızlı ve teknik olarak daha donanımlı hale gelmesi bir tür yeniliktir. Fakat  tren yolundan gemilerin yürütülmeye çalışması, trenlerin denizin üzerinde yüzdürülmeye çalışılması ,kullanım amacının dışına çıkmaktır .Burada bahsedilmek istenen de yenilik değil, yabancılaşmadır. İnsanın kendine yabancılaşmasıdır.

Sanki sürgün edilmişçesine, tepeden inme bir şekilde, hiç aşina olmadığınız, dilini, dinini, adetlerini, göreneklerini bilmediğiniz bir mekana alışmak nasıl bir his uyandırıyorsa, yeni dünya düzenine alışma zorunda lığı, eski insanlarda böyle bir his uyandırıyor.

Artık insanların kendi fıtratlarını reddeder hale gelmesi, kendilerini bunalım içinde hissetmelerine neden oldu. Çünkü yenidünya düzeninde kadın erkek gibi, erkek de kadın gibi olmaya çabalar hale geldi. Bu durum nahif kadın mizacını sertleştirdi,  duygularından arındırdı, ailede bakım veren, merhameti ve sevgiyi üreten yapısından arındırdı. Böylece kadın kendinden uzaklaştırdı ve kadın yabancılaştı. Erkek mizacı ise zayıfladı. Ailede yöneten, sınırlar koyan, disiplin uygulayan yapısını yitirdi.  Erkek kendini hiçbir yere ait hissetmez hale geldi.

Anne baba çocuk arasında hiçbir sınır kalmadı. Herkes evde aynı statüye sahip, aynı haklara ve seçme özgürlüğüne sahip bireyler haline geldi. Bu nesillerin sağlıksız yetişmesine neden oldu. Hâlbuki çocuk, kendine gerektiğinde sınırlar koyulan, sevgi merhamet gibi kavramların bütünlüğü içinde yetişmeliydi.  Ama ne yazık ki yenidünya düzeni bunu da elimizden aldı.  Çocuğa sınırlar koymak, kurallar belirlemek ve uygulaması için yol göstermek bile çok ayıplanır hale geldi. Roller birbirine karıştı. İnsanlar bocalamaya başladı, nerede ne yapacağını bilemez hale geldi. Yediden yetmişe bunalım hali başladı böylece.

Şimdilerde anti depresanlar eczanelerin en çok tercih edilen ilaçları haline geldi. Kişi kendine yabancılaşınca, fıtratının dışına çıkınca, depresyon, panik atak, anksiyete, obsesyon gibi rahatsızlıkları da yaşar hale geldi. İlaçlar kısa vadede olumlu tesir edebilir fakat kökten ve uzun vadeli bir çözüm arayışı içinde olunması daha ehvendir. Kadının kadı gibi, erkeğin erkek gibi, çocuğun çocuk gibi olması aslında çok büyük bir ihtiyaç. İnsanı insan yapan, mutlu eden bir yol.  Çünkü kendi fıtratımızın dışına çıktığımızda, kendimize yabancılaşmamız, kaçınılmaz olmaktadır  Belki şimdilerde birer kez belki birçok kez daha gözden geçirmeliyiz.  Çünkü kaybettiğimiz, yitirdiğimiz, artık fazlasıyla önemli bir hal almaya başladı.

Kendinize yakin  bir bayram dileği ile…

 

Ayşe Handan Özkan Selim

Milat Gazetesi

 

KİM PSİKOLOJİ
Kariyer İstihdam Merkezi
Altunizade Mah. Kısıklı Cad. No: 108 Manolya Apt.
Çamlıca İSTANBUL
0216 428  7  546 (0216 HAT P KİM)
[email protected]
www.kimpsikoloji.com

Yorum Yap

Konuşalım

T: +90 216 428 7546
E: [email protected]