Ruh Sağlığı

TEHLİKELİ İLİŞKİLER

MİLAT GAZETESİ 14 Kasım 2011

Bazen yeni bir yer keşfetmek için farklı şehir turlarına çıkarız, tatile gideriz, yeni ülkelere gitmekten, yeni mekanları görmekten büyük keyif alırız. Fakat bazen de keyif almayız gittiğimiz mekanlardan. Hüsranla sonuçlanan yerler de vardır. Bazen ruhumuzu acıtan, geçmişimizde yaralayan yerlere gitmek zor gelir elbette. Kimimizde yeni mekânlara yelken açmaktan korkarız. Her an başımıza bir şey gelecek endişesi taşır ve başımızın çaresine bakmaktan korkar hale gelebiliriz. İşte hayat böyle bir yolculuktur aslında, kimi öyle yaşar, kimisi böyle.
Çocuk meraklı yapıda bir varlıktır. Keşfetme, merak etme çocuğun doğasında vardır. Her şeyi ellemek, dokunmak ister. Her yere gitmek ister. Her şeyi görmek, almak ister. Keşfettikçe mutlu olur. Bazen deneyimleri hayal kırıklığı ile sonuçlansa da, sonuçlanmasa da…
Keşif döneminde aile içi ilişkilerin, tutumların, davranışların çocuk üzerinde etkisi çok büyüktür. Batıda bireyselliğin ne kadar ön planda olduğunu görürüz. Bireyselleşmenin çocuk üzerindeki etkisi çok daha erken dönemlerde şekillenmektedir. Her şeyi kendi başarması, kendi elde etmesi beklenir. Mesela ilk yaşında çocuk, ilk yürüme deneyimlerinde düştüğü zaman kendi başına kalkması beklenir, ağlasa ilgi gösterilmez. Kültürümüz de ise çocuk yapamaz, başaramaz, düşmemeli, düşünce de onu elinden tutup kaldıracak biri olmalı diye düşünülür.
Bunların ikisi de yanlış değildir elbette. İkisinin de hem getirileri hem götürüleri vardır. Birinci ilişki tipinde çocuk, daha girişken, her işini kendi başarabilen, ailesinden bağımsız hareket edebilen yapıda bir yetişkin olabilmektedir. Bizim kültürümüzün beslediği ilişki tipinde ise çocuk birilerine bağımlı hareket eder. Sürekli her kararını kendi adına başkalarının vermesini ister Etrafındakilerden sürekli beklenti halindedir. Bağımsız hareket etmekte zorlanır.
Yanı sıra üçüncü ilişki şeklinde ise çocuk düşer ve başaramayacağını düşündüğü bir durum karşısında yanında ailesini bulur ama onu sürekli kolundan tutup kaldırırken değil, elim senin üzerinde ve ben senin yanındayım düşüncesi ile çocuğa başarabileceği telkini, güven mesajı verendir.
Ailelerin, çocuklarının özgür yetişmesi adına onunla bir tür arkadaş diyaloğu haline girmek şimdilerin trendi oldu. Bu elbette ki anne baba için büyük fedakârlık ama anlaşılan o ki böyle davranan ailelerde çocuk için bir şeyler yanlış gitmeye başlayabiliyor. Çocuk kendini güvende hissedemiyor. Yaşının gerektirdiği davranış kalıplarından çıkamadığı gibi, yetişkin gibi davranma eğiliminde olmak, üzerinde emanet gibi duruyor. Dayanabileceği bir duvar arayışı içine girebiliyor.
Ben bu durumu aynen patronu olmayan, kimin ne yaptığını bilmediği, herkesin her şeyi yaptığı, bir kurumun gidişatına benzetirim. İşverenin, çalışanın birbirine karıştığı, iş sorumluluğunun tam anlamıyla dağıtılamadığının bir iş yerinde beklentiler karşılanamaz ve bu iş kurumu kısa zamanda çöker. Bu durumu aileye uyarladığımız zaman aile içi ilişkilerde de aynı yıpranmayı görürüz.
Halbuki çocuk güven ihtiyacının karşılanmasını bekleyen acziyette yaratılmış bir varlıktır. Çocuklar kurallardan, düzenden hoşlanmayabilir, ama kurallar ve düzen çocuğun kendini güvende hissetmesini sağlar. Onların özgür yetişmesine engel olmaz. Fakat çocuk her zaman her şeyi yapabilirim kudretine sahip olduğunu düşündüğü zaman, yetişkin gibi hareket edebilmek ister ve her şeye her yere yetmek ve her şeye sahip olmak ister. Burada bu sınırları belirleyen ebeveyn olmalıdır. Çünkü çocukların yüzlerinin asılmasına, birazcık ağlamasına hassasiyet göstermemek kolay değildir. Ama bunu göze alan, çocuğu ile diyalog kurarken arkadaş gibi değil anne baba olarak iletişim kuran kişi uzun vadede çok güzel sonuçlar alır.

Aslında yolculukların en güzelidir hayat yolculuğu. Bir sürü değişik istasyonu içinde barındıran tren yolculuğundan farksızdır. Her durak ya da her istasyon insan-ı kâmil olma yolunda bir adım daha atmak için gelinen yeni bir noktadır. Bu gidişat insanı insan yapan nitelikleri içinde barındırır. Bir düşer, bir kalkar, bir yaralanır, bir iyileşir insan burada. Bir bakarsınız size çok üzüntü veren şeyler bir gün çok gülünesi şeyler halini alabilirken, çok kızdığınız bir durum zamanla normal kızılmaması gereken sıradan bir hal alabilir mesela. Böylece yeni durumlara, yeni hayatlar, farklı dünyalara yani oradan oraya yelken açar dururuz.
Terapi süreci de insanın iç dünyasına yaptığı derin bir yolculuktur. İç dünyamızla iletişime geçtiğimiz zaman acıyı da, üzüntüyü de, umudu da, öfkeyi de, mutluluğu da görürüz tüm çıplaklığıyla. Terapi aslında bir tür ruh yolculuğudur. Burada kadın veya erkek olmak, çocuk, genç ya da yaşlı olmak önemini yitirir. Önemini hiçbir zaman yitirmeyen tek olan şey insan olmaktır ve kendini ifade edebiliyor olmaktır. Bunun neticesinde bir insanın kendi iç yolculuğuna çıkması için bulunduğu mekana terapi odası denilmektedir. Bu oda da hem terapistin hem de terapiye gelen kişinin arasında bir hukuk oluşur. Bir etkileşim, iletişim olur mutlaka. Olumlu da olsa olumsuz da olsa…
Bu gazetede benim için köşe yazıları vasfı ile ayrılmış küçük bir odam var. İsmini çok düşünmeden mabeyn koymak istedim. “Mabeyn anlam itibariyle, eski konaklarda harem ile selamlık arasında yer alan ve hem harem hem de selamlık olarak kullanılabilen oda olarak bilinmektedir. Nedense bende bıraktığı izlenim terapi odası gibi. Herkesin yaş, cinsiyet, din, dil, ırk ayırmaksızın rahatlıkla derdini anlatabildiği, aktarabildiği ortak kullanım alanı. Bu yüzden MABEYN isminin bu köşede hayat bulabileceğini düşündüm.
Mabeyne giren her konu insan konusudur. İnsanların birebir yaşadığı sıkıntıların, üzüntülerin, yaşarken yapılan tökezlemelerin, ruhsal sıçramaların rahatlıkla dillendirilmesi için gayret sarf edilen bir yazı köşesi olmasını dilerim.
Bugünkü yazımda da başlıkta da belirttiğim üzere anlatmak istediğim konu ilişkiler. Bizi biz yapan ve hayatımız boyunca peşimizi bırakmayan, iç diyaloglar halinde kimi zaman kışkırtan kimi zaman sınırlayan, kimi zaman kendi yargılarımıza mağlup eden ilişkiler. Nereye gidersek gidelim, zihnimizi boş bırakmayıp bazen mahrumiyetlerimizi bazen de hayatımızda güven duygumuzu tazeleyen ilişkiler…
Çok küçük yaşlardan itibaren ebeveyn tutumlarının ne kadar etkili olduğu bilinmektedir. Anne baba çocuk iletişiminin hatalı oluşması, çocuğun ruhsal gelişimi için fazlasıyla yaralayıcı olabilmektedir. Bu üçlü ilişkide çocukla sürekli arkadaş diyaloğu içinde olmanın sakıncaları olduğu gibi, diktatörce uygulanan tutum ve davranışların da çocuk üzerinde olumsuz yönlerini sıklıkla görebilmekteyiz. Yapılan her davranışın yetişkin gibi olması, yaşının gerektirdiği çeşitli davranışlar karşısında çocuğun anında ceza görmesi, şiddet görmesi travmatik yaralar açan bir sürecin tetikleyicisi olmaktadır. Çocuğun her isteğinin ret görmesi, temel ihtiyaçlarının karşılanmaması, güven ve sevgi verilmemesi, yetişkinlik döneminde çocuğun dış dünya ile kurduğu ilişki ağını fazlasıyla şekillendirir.
Ne olur? Çocuk kendine uygulanan sadisttik davranışların aynısını kendinden daha zayıf ve küçük olanlar üzerinde uygulamak ister. Ekonomik, statü, fiziksel güç olarak kendinden daha nitelikli olanlar karşısında köle gibi davranır, ezilir, kendini ezdirir. Bu durum kendinde aşamadığı bir hal aldığı için öfke geliştirir ve bu öfkesini yakın çevresinde kendinden statü, ekonomik, fiziksel olarak daha zayıf bulduğu insanlara yansıtır.

Çocuk Psikoloğu Ayşe Handan Özkan Selim

 

KİM PSİKOLOJİ

Kariyer İstihdam Merkezi
Altunizade Mah. Kısıklı Cad. No: 108 Manolya Apt.
Çamlıca İSTANBUL
0216 428  7  546 (0216 HAT P KİM)
[email protected]
www.kimpsikoloji.com

Gelişmelerden haberdar olmak için lütfen mail grubumuza üye olunuz:

Yorum Yap

Konuşalım

T: +90 216 428 7546
E: [email protected]