Ruh Sağlığı

Ceviz ağacı

BİR vakitler dallarına tırmanıp ta, üzerinde oyunlar oynadığımız büyük bir ceviz ağacımız vardı. Gölgesinde oturulur, piknikler yapılır, çoluk çocuk dünyanın en güzel günlerini ağacın dibinde yaşardık. Öylesine sağlam ve gösterişli idi. Sanki hayata dair bir sürü bildikleri varmış da bizimle paylaşıp, anlatması gerekiyormuşçasına her gün aynı yerde bizi beklerdi. Kimi zaman öğle sıcağının yakıcılığından koruyan ağaç gölgesi, kimi zaman da bizi kötülüklerden koruyan, kötü olan hiçbir şeye geçit vermeyen bir kaleydi. Dallarından en büyük ve en kalın olana tahtadan bir ağaç ev yapmıştı abim. Yetmezmiş gibi her dalından ceviz taneleri sarkar, sıcak yaz günlerinde atıştırmalık olarak ağaçtan sebep, taze ceviz yerdik.

Günlerden bir gün ceviz ağacımızı kestiler ve içimizi derin bir yeis kaplamıştı. Nasıl olurda veya ne türlü bir sebepten güzelim ağacımıza kıymışlardı. Bizler nedenini anlayana kadar, yerine dikilecek bir apartman binasının temelleri çoktan atılmıştı. Bu benim çocukluğumdan kalma bir anıdır. Her insanın zihninin bir yerinde benimkine benzer bir anısı vardır. Dilerim bizden sonraki bütün çocuklarında ceviz ağacı gibi sağlam hatıraları ve sevdiği günleri olur. Düşünüyorum da; yeni dönem çocukları hayatlarından anlatabilecekleri kesitlere ve çocukluktan kalma güzel hatıralara sahip olabilecekler mi? Bu muamma bir durum artık.

Çünkü gerçek manasıyla çocuk gibi büyüyen çocukların sayısı çok azaldı. Sürekli bebek gibi davranılan ve bebek olduğu izlenimi veren çocuklar veya erken yaşlardan itibaren yetişkin gibi davranan, konuşan, hareket eden çocuklar yetişiyor. Bebeklikten hala çıkamamış olmak, beraberinde bağımlı bir kişilik yapısına neden olurken, yetişkin gibi hareket eden çocuklar da ise, aşırı derecede bireyselleşmenin erken yaşlarda oluştuğu gözlemlenmektedir. Tam anlamıyla çocuk gibi yetişen çocuklara ihtiyaç olduğu ortadadır. Burada oyunun etkisi çok büyüktür.

Bir çocuğu çocuk yapan şey oyun oynaması ve oyun kurabilmesidir. Oyun kurmak çeşitli ve basit oyuncaklar aracılığı ile veya çocuğun kendi ürettiği oyuncaklar ile gerçekleşir. Ruh dünyasından yansıtmalar ortaya çıkar oyun aracılığı ile. Çocuğun günlük yaşamındaki endişeleri, kırgınlıkları, öfkeleri, mutluluk duyguları oyunların içine yansır. 2,5 yaşından itibaren çocuklar oyun kurmaya başlarlar. Önce kendi kendilerine paylaşmadan oynarken, 3 yaşını geçtiklerinde paylaşmayı öğrenir ve birlikte oynamaya başlarlar.

Nasıl olursa olsun, oyun oynamak çocuğun iç dünyasındaki gerilimlerin dışavurumudur. Dikkatli olan anne ve babalar, kendi davranışlarının yansımasını, çocuklarının oynadığı oyunlarda görebilirler. Çocuk kendine yapılan yöneltilen davranışları oyun aracılığı ile defalarca yaşar ve yaşadığı durumla baş etmeyi öğrenir. Mesela sağlık problemleri nedeni ile, sürekli ameliyat olan bir çocuk yaşadığı süreci oyunlarına yansıtır. Oyuncak bebeğini veya oyuncak arabasını sürekli parçalara ayırıp, tekrar birleştirme çabası içindedir. Çocuk geçirmekte olduğu ameliyatların kendinde bıraktığı korku, endişe gibi duygularını, oyun oynayarak atlatmaya çalışır. Bu durumda oyun oynamayan bir çocuk için ise hayat çok zor ve korku dolu olacaktır. Sonuç olarak çocuk gibi olmayan bir çocuk, yetişkinler dünyasının bir parçası olarak kalır ve kaybolur. İnsanın çocukluk döneminin sağlıklı geçmesi, arkasından ağlayabileceği bir ceviz ağacının olmasına da bağlıdır.

 

Psikolog Ayşe Handan Özkan Selim

KİM PSİKOLOJİ
Kariyer İstihdam Merkezi
Altunizade Mah. Kısıklı Cad. No: 108 Manolya Apt.
Çamlıca İSTANBUL
0216 428  7  546 (0216 HAT P KİM)
[email protected]
www.kimpsikoloji.com

Yorum Yap

Konuşalım

T: +90 216 428 7546
E: [email protected]