BEN bir sinema veya film eleştirmeni değilim. Fakat iyi bir sinemaseverim. Bir film konu itibari ile güzel akıyorsa, oyuncular oynadıkları karakterlerin ve duyguların hakkını veriyorsa, genellikle herkes tarafından zaten beğeni toplar. Ödüller alır, film ve sanat eleştirmenleri tarafından geçer notlar elde eder. Beğenilmediği takdirde de hemen kaldırılır, beklenen ilgiyi görmediği anda da bir yenisi için çalışmalara girilir. Sonuçta filmler, diziler hayata ayna tutan ve görsel yapılardır. Bazı filmler insan üzerinde uzun süre etki bırakırken, bazısı anlık olarak etki bırakır sonra kendini unutturur. Bu sebeple çoğu film veya televizyon programlarının kendine ait seyirci kitleleri oluşur. Aslında programların insan duyguları üzerinde etkisi ne kadar yoğunlukta ise, ilgi görme olasılığı da bu yoğunluk oranında gelişmektedir. Fakat insanların duyguları hiç de hafife alınmamalıdır, incitilmemelidir. Bu duygular belirli oranda yoğunluk gösterirse, insanı sağlığından, yaşama olan sevgisinden alıkoyar.
Ünlü tiyatro yazarı ve düşünürü Bertolt Brecht’in kendi tiyatrolarında geliştirdiği bir yöntem vardır. İnsanları kurgulanmış olan tiyatro sahnelerinin duygusallığından çıkarıp, gerçek hayat döndürmek için yaptığı bu uygulamaya “yabancılaştırma efekti” denmektedir. İzleyici kendini oyunun akışına kaptırdığında ve gerçekle gerçek olmayan arasındaki bağı kurmayı bıraktığı anda küçük bir sahne efekti ile oyununu arasına girip müdahale etmekteydi. Brecht’in bütün oyunlarında bu uygulamayı görmek mümkündür. İzleyiciye farklı bir pencereden seslenmek ve buradan bütün insanlığın duygularını anlatmak kolay olmasa gerek. Birden bire oyuncu ile seyirci arasında gelişen beklenmedik bir diyalog ilişkisi oyunun duygu akışını bozmakta ve bu oyun yazarının kendi isteği ile gelişen bir durum haline gelmektedir.
Tiyatro oyunlarının ve vizyonda olan sinemaların yanı sıra bilinen birçok televizyon programı ve dizi filmleri de insanlar üzerinde ajite eden bir tür etkiye sahip olabiliyorlar. Başta da belirttiğim gibi ben sinema veya televizyon eleştirmeni değilim fakat insan duyguları, davranışları, hisler mesleki olarak ilgi alanıma girmektedir. Birbirinin benzeri olan duygu yüklü yarışma programlarını konu olarak değerlendirmek istedim. Çoğunun hitap ettiği kesim bellidir. Aynı bayatlıkta, bir tür kurgu üzerine düzenlenmiş, basit içerikli, duyguları esir alan televizyon programları bunlar.
İnsanlığa büyük bir mesaj niteliğinde, hayatın olmazsa olmazı olarak sunulan bu tür programlar fazla rağbet gördüğü için sürekli Çin malı oyuncaklar gibi türüyor türüyor. Üstelik izleyen de yarışma esnasında oluşan duygu seline kendini kaptırıp gidiyor. Reklam araları da olmasa, insanların rüyalarını bile doldurur hale gelecek neredeyse. Çarşıda, okulda, yolda her an gündemi ile insan zihnini meşgul eden, insanlara yeni bir hayat vadeden bayat programlar. Tertemiz insan duygularını ajite etmek, hayata küstürmek çok kolay olabilir. Bir insanın bu tarz yarışma programlarında ezilmesi, küçümsenmesi, varlığının eleştiri görmesi duygusal durumunu fazlası ile zedeler.
Yarışmacılarında, seyircinin de büyülenircesine duygu seline yakalanması, uzun süre program içinde yaşananların etkisi devam etmektedir. Brecht ‘in öngördüğü ve düşündüğü gibi yabancılaştırılma efekti ile bu programların bir tür kurgudan ibaret olduğu, geçekle alakası olmadığı gibi mesajlar
verilmemektedir.
Psikolog Ayşe Handan Özkan Selim

Altunizade Mah. Kısıklı Cad. No: 108 Manolya Apt.
Çamlıca İSTANBUL
0216 428 7 546 (0216 HAT P KİM)
[email protected]
www.kimpsikoloji.com
diyor ki:Merhaba Onur kardesim. Gercekten cok hilnisakiz. Vermis oldugunuz hizmet icin size tesekkuru bir borc bilirim. Emeginize saglik