İstanbul akşamlarını süsleyen esrarengiz sesler vardır. Dimağınızda yer edinir ve bazen çocukluk anılarınızı süsler. Ansızın yükselen ezan sesleri, denizin dalgası, tarihi çınar ağaçlarının rüzgârın etkisiyle birbiriyle raks etmesi. Boğazın serin sularına karışır kaybolur gider sonra bu sesler ve hafifçe kısınca gözlerinizi, seslerin sizde bıraktığı izleri arar durursunuz. İşte burada kendinizi var eden anılarınızın peşine düşer, bir beşikte sallanır gibi sallanır yüreğiniz. Bazen sesler annenizin söylediği güzel bir ninniye dönüşüverir, boğazın derin sularından çıkıp, küçük yağmur taneleriyle şekil bulur hayalleriniz ve bazen rüzgârın uğultusuna kapılıp gider. Hayallerinizle baş başa kaldığınızda hatıralarınızın içinde duygusal sembolü olan rüzgârın sesi, bir zamanlar küçük bir çocukken körpecik yüreklerin korkusu oluverir.
Sallanan bir kilimin gölgesi, komşudan gelen tıkırtılar, ahşap konakların gıcırtıları, derin karanlıklar, hayal etmesi bile korkunç gelen fırtınalar, şimşek gürültüsü şefkat dolu bir kucağın arayışına sokardı gecenin bir yarısı her birimizi. Hayaletler, Gul yabaniler süslerdi korkularımızı ve bu nesnelerle korkularımız anlam bulur, anlatmak istediklerimizi bunlarla anlatırdık büyüklerimize. Bazen kızardı büyüklerimiz, çocukluğun getirisi olan bu korku unsurlarına. Bazen de kendimizi daha güvende hissedebilmemiz için bertaraf etmeye çalışırdı bu irrasyonel korku öğelerini. Önce korkmayı öğrendik, korkularımızla baş etmeyi de sonraları yetişkinliğe adım atarken korkutmayı öğrendik, korkutmamayı da. Artık bizden sonraki kuşaklara hayatı anlatmaktayız ve bütün bildiklerimizi de aktarmaktayız. Bize düşen yönüyle, ailemizdeki küçük çocukların korkularını, kaygılarını nasıl karşılamaktayız?
Bir bebeğin dünyaya gelişi büyük bir mucizedir. Bunu takip eden gelişim evreleri d, bazı duyguların oluşması da aynı mucizeden nasibini alır. Mesela bebeğin altıncı aydan itibaren annesinden başka yüzlere yabancılık hissetmesi ve sürekli annesiyle beraber olmayı arzulaması, annesini görmek istemesi çok enteresandır. Bebek ilk başta kendini annesinden ayrı bir nesne olarak görmez. Sonraları kendine en değer veren insandan ayrışmaya başladığını anlamasıyla ve bunu algılamasıyla korkuların en büyüğünü yaşar. Her gördüğü yeni yüzde annesinin yüzünü aramaya başlar. Eğer bulursa sakinleşir, bulamazsa kaygılanır. Bebek ağlamaya başlar, ağladıkça annesi anlamaya ve anlamlandırmaya çalışır. Bir bebek için anlaşılmak ve güven ihtiyacının karşılanması demektir. Ayrıca ileriki yaşlarda korkuları ile baş etmesi için de oldukça önemlidir.
Eğer bir çocuk korkuları karşısında cezalandırılırsa, tehditte bulunulursa, çocuk çok fazla agresif duygular geliştirir. Kendini savunmasız hisseder ve köşeye sıkışırmış gibidir. Annesinin öfkesine maruz kalarak, annesinin sevgisini kaybedeceğini düşündüğü için, çocuk bütün korkularını bastırmaya çalışır. İster istemez annesine de müthiş bir öfke duyar. Annesine duyduğu öfkesini, kendince uydurduğu gerçekte var olmayan canavar, hayalet gibi nesnelere yönlendirir.
Canavar, karanlık, köpek, böcek, tıkırtılar, şimşek gürültüsü ve rüzgârın sesi gibi korku unsurları çocuk için bir tasarım gücünün olduğu anlamına da gelir. Bu yüzden bir çocuğun korkularını bir nene ile bütünleştirmesi gayet sağlıklıdır. Hele ki erken çocukluk dönemi olarak bilinen 2 – 4 yaş çocuklarında; hayalet, tıkırtı, karanlık, hatta ezan sesi bile korku unsuru olabilir ve hiçbir tehlike arz etmez. Çocuk sadece iç dünyasında yaşadığı yalnızlık ve boşluk duygusunu gerçek dışı tasvirlerle doldurmaya çalışır. Böylece çocuğun korktuğu nesneler, aynı zamanda çocuğu yatıştıran nesneler haline gelir.
Eğer bir çocuk bu tasvirleri yapamıyorsa ve yetişkinlik dönemine kadar bu korkularını taşımışsa bir problemin varlığı söz konusudur. Çocuk korkuları karşısında yatıştırılamamış, korkuları karşısında şiddet görmüş anlamı çıkarılabilir. Genellikle böyle durumlarda, fiziksel olarak çocuğun yanında duran bir anne vardır ama ruhen doyum vermemektedir. Hatta Anelte Frejaville; “bazen annenin kendisi, kendi yokluğunun temsilcisi bile olabilmektedir” der. Buda yetişkinlik dönemi kaygılarının, korkularının nedenidir.
İşte bu yüzden; rüzgârın sesi kimine geçmişten gelen tatlı bir hayali anımsatırken, kimine de korkularının baş edilmez çaresizliğini hatırlatır.
Psikolog Ayşe Handan Özkan Selim

Altunizade Mah. Kısıklı Cad. No: 108 Manolya Apt.
Çamlıca İSTANBUL
0216 428 7 546 (0216 HAT P KİM)
[email protected]
www.kimpsikoloji.com