BİR KAÇ gün önce Dünya Kadınlar Günü idi. Kadınların hak ve hürriyetleri konuşuldu, uzun uzun tartışıldı. Gazetelerde, televizyon programlarında bu hakların mahiyeti, olması gerekenler konuşuldu durdu. Bir yerde birilerinin hak ve hürriyetinden bahsediliyorsa, bu hakların adaletli bir şekilde dağılmadığı anlamına gelmez miydi? Kadın haklarından ve bu hakların korunmasından bahseden kanunlar ve söylemler varsa, aslında kadınların özgürlüğünün olmadığı da ifade bulmuş olur. Birilerinin hak ve hukuk arayışı aslında yeterince özgür olamadıklarından kaynaklanır. Bu yüzden Dünya Kadınlar Günü kutlanması gereken değil, böyle bir güne yer verilerek bir grup insanın cinsiyetlerinden dolayı haksızlığa uğramalarının ifade bulduğu utanılası bir gündür.
Bu durumda kadınlar özgür olabildiklerini tanımlayan mekânlar ile anlatmakta fayda görmektedirler. Bir kadın ekonomik özgürlüğünü ele geçirmişse, cebinde parası ve bir işi varsa, kimsenin haklayamayacağı bir konuma gelmiş veya getirilmiş demektir. Gerçekten öyle midir? Acı gerçeklerle yüzleşmek, gerekirse ne yazık ki bir kadın ekonomik anlamda bir gelire sahip olsa bile özgür değildir. Çünkü ben ekonomimi elimde tutuyorum, gelirim var, kimse bana yan bakamaz diyen bir birey gerçekten özgür değildir. Çünkü özgürlükler, insanın kendini ispat etmesine ve savunmak durumunda kalmasına gerek bırakmazlar. Özgürlük içselleştirilmesi gereken bir haktır. Aynı zamanda belli topluluklarda yaşayan bütün insanların eşit durumda olması ile ifade edilebilir. Nefes almak gibi, su içmek gibidir.
Mesela çölde herkes özgürdür. Çünkü herkes eşit şartlardadır. Susuzluk iyi bir şey değildir fakat herkes için geçerlidir. Bu durumda kimse haksızlığa uğramadığına göre, insanlar çölde zor şartlarda bile özgür olabilirler. Özgürlük içselleştirildiği zaman hayat anlamlı olur. Çalışmayan, evde duran, beş tane çocuğu olan bir kadın bazen, çok iyi işi ve markalı arabası, evi olan bir kadına göre daha özgür olabilmektedir. Çünkü kendini bulunduğu şartlar içinde özgür hissetmekte ve yaptıklarından dolayı da değer görmektedir. Ev hanımı olmak veya çalışan kadın olmak insanı özgür kılmaz. İnsan kendi hissettiği kadar özgürdür. Ekonomik özgürlüğü elinde olan bir kadın da eşinden şiddet görebilir, beş tane çocuğunun bakımını en iyi şekilde ifa ve icra eden ev hanımı da eşinden fazlası ile değer görebilir. Bu durumlar görecelidir aslında.
Bir arkadaşımla sohbet ederken aramızda şöyle bir diyalog geçti. Ben de aramızda geçen bu hoş konuşmayı sizlere aktarmak istedim. Arkadaşımın evlenmeden önce ve evlendikten sonra yoğun bir çalışma temposu vardı. Daha sonra, dünyalar güzeli bir kızı oldu. Kendini onu yetiştirmeye adadı. Kendi bildiklerini ve değerlerini en güzel şekilde aktarabilmek için, kendisine birçok fırsatlar sağlayabilecek iyi bir işi ve maaşı elinin tersi ile itti.
Sonuç olarak evinde çocuğuna annelik yapıyor. Merhameti ve sevgisi ile onu besliyor, donatıyor, sınırları öğretiyor. Gene bir gün çok mutlu, kızının cıvıltısı ile uyanır, birlikte kahvaltı yaparlarken, birden telefonu çalar ve bu defa arkadaşımın önceden çalıştığı yerden bir iş arkadaşı çalıştığı işten, gelirinden, ekonomik özgürlüğünün kendine sağladığı mutluluklardan bahseder, kendini kızına adayan arkadaşımın hayatını da çekilmez bulur ve ardarda eleştiri yağmuruna tutar. “Tut bir bakıcı, sen ne diye kendini eve kapatıyorsun, çocuk cızıltısı çekiyorsun. Çalış bak bir sürü gelirin olur, bankaya atarsın sonra ….”vs.
Arkadaşımın bu olayı anlatırken kullandığı ifade atlanmamalıydı. “sabah içimde kelebekler uçuyor, güneşin doğuşuna ve kızımın sağlıklı olmasına hamd ederken, birden iş arkadaşımın söyledikleri ile içim daraldı.” SABAH İÇİMİN AYDINLIĞI İLE ÇOK ZENGİN KALKAN BEN, İŞ ARKADAŞIMIN BU TELEFON KONUŞMASINA BİR AN İÇİN KULAK VEREREK , BİRDEN BİRE İÇİMİN KARANLIĞI İLE DÜNYA FAKİRİ OLDUM.” demişti.
Psikolog Ayşe Handan Özkan Selim

Altunizade Mah. Kısıklı Cad. No: 108 Manolya Apt.
Çamlıca İSTANBUL
0216 428 7 546 (0216 HAT P KİM)
[email protected]
www.kimpsikoloji.com
