Ruh Sağlığı

Çalışma Psikolojisi

Bir arkadaşımla geçim ve ruh sağlığı üzerine sohbet ederken, geçim mücadeleciliğinin yanlış anlaşıldığını düşündüğüm için iktisat ahlakıyla ilgili okuduğum bir kitabı özetlemek istedim.

İktisat ahlakı; fıkıh tanımındaki gibi; gündelik tavır ve davranışlarımızın üzerine doğrudur veya eğridir tarzında yargılayıcı değer hükümlerinin söz ve deyim halinde ifadelendirilmiş bütünüdür. Pratikteki hareketlere ilişkin saikler toplamıdır. Bu Saikler iki çelişik farklı uçta bulunan kutuplaşma şeklinde kategorize edilebilir. Bir yanda dünyadan kaçış zühd ve riyazet, diğer yanda dünya ve dünyalıkla ilişki. Ve bu ikisi arasında gidiş gelişler. İktisat ahlakı da pratik karşılığı olan değer ve tercih ölçülerine yönelik telkin ve motiflerdir.

İktisadi faaliyet insanı ihtiyaç tatmin araçlarına, bunu çevreden temine ve zaman içinde (yakın ve uzak gelecek) kullanıma götürür. Obje, mekan ve zamandan bağımsız değildir. Tüm bu obje dünya denilen çevreden temin edilir. Zaman ise dünyaya bağlıdır. Tüm bunların birleştirilmiş tek adı aslında “dünya”dır. Sorumluluk yüklenme bakımından da dünya önemli bir kavramdır. İnsan fiillerinin sorumluluğu kime ait. İslam kelamcılarının da iki farklı görüş sunduğu tartışma kitabın bu bölümünde alevlenmektedir. Eşari kelamcıların görüşü olan cebriyecilik iradeyi sahibine teslim edip içe dönük insanın pasif, seyirci, rolünü oynayan teslimiyetçi bir mistisizm içinde olduğunu belirtiyor. Tam karşısında maturidi kelamcılar yaratılıştan yaratanın güç ve kudretine cüzi sahip olunduğu fikrinden hareketle aktif, disiplinli, mücadele azmi. Kısaca rind ve zahid karşılaştırması.

Sonuç olarak birinde dünyadan kaçınma diğerinde dünyayla ilişki kurma eğilimi meydana gelmektedir. Bir yanda münzevi insan diğer yanda vazife insanı.

Bu örneklik sadece İslam dünyasına ait değildir. Kalvinist ekol nefsin isteklerini bir kenara itip ibadet maksadıyla disiplinli çalışmayı önerir. Batının bu meslek adamı doğunun pasif seyirci insanı gibi değil aktif ve yaratıcının düzenleyici bir aletidir. Dolayısıyla dünya ile ilişki reddedilemez. Etkileşim kaçınılmaz. Dünyanın bir eser, yaratıcı tarafından göreve çağırılan müessirin insan olduğu bir yaklaşım. Fakat çalışmak harcamak anlamında anlaşılmamalı. Böylece durup dinlenmeden çalışma sonucun biriken metayı tekrar yatırım ve üretime döndürme süreci başlıyor. Yanlış olan madde biriktirme eğilimi ise asla hoş görülmeyen kapital ve kapitalizmini doğuruyor.

İslam’ın dünyaya bakış açısı olarak dillendirilen dünyanın kirli ve günahkar oluşuyla ilgili iddia doğru değildir. İslam günahkarlığı maddenin içinde ve kendinde değil kişinin içiyle ilgili tarafında arar. Uzağında durulması istenen dünya dünyanın kendi değil dış dünyanın iç dünyaya (niyetine) yansımasıyla ilgilidir. İslam malın kendine değil içteki gurur ve kibir gibi yansımalara karşıdır. Bu manada dünya malı tahakküm aracı değil, çevre ile ilişki kurmada araç, eşyanın dününü ve yarınını düşünmeyi teşvik edicidir.

İslam’ın hoş görmediği emek, harcamak, tüketmek veya biriktirmek için çabalamaktır. Yoksa çaba göstermek asıl beklenen tutumdur. Dilencilik avuç açmak hoş görülmemiştir. Ayrıca ticarete verilen önem rızkın onda dokuzu ticarettedir hadisi şerifinde hayat bulmuştur. Cuma günü bayram ve tatil olması gerekirken alışveriş yasağı sadece Cuma saatine indirgenmiştir. Yarın ölecekmiş gibi ahirete hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalışma öğüdü önemli bir göstergesidir. Dolayısıyla İslam’ın iktisadi gelişmeye mani olduğuna dair iddialar aslında bir yanılsamadan ibarettir. “İslam terakkiye mani değildir”. İslam, özünde asli ekonomik değerlere sahipken, daha sonra tevekkül, yavaşlık, teslimiyet gibi ekonomik karşılığı olmayan değerlerin benimsenmesiyle iktisadi hayat zayıflamıştır. İslam’ın koyduğu tek sınır nasıl kazanıldığı ve nasıl harcandığıyla ilgilidir. Helal kazanmak, meşru yollarda harcamak.

İslam bir denge dinidir. Bir taraftan emeğe ve çalışmaya önem verirken diğer taraftan takdir (kader) boyutuna da önem verir. İslam’ın emek anlayışının içinde kader, kader anlayışının içinde de gayret vardır. İkisi birbirinden tamamen ayrılamaz. Bir denge bütünüdür. Öz budur fakat zamanla çeşitli akımların sonucunda farklı yorumlamalar gözükmüştür.

Görünürde halkla ama aslında Hakkla olmak ise Melamilik tam kalvinizmin aynasındadır. Dünya işlenmek ve şekil verilmek üzere öne serilmiş bir cevher. Ve o cevher işlenirken Allah’ı anmadan alıkoymayan bir hassasiyetle. İbadet ve kisb arasında denge. Gündüz iş gece zikr ama hep ibadet. Sadece geçimlik için ve ancak ona yetecek kadar emek değil, zamanı boş ve aylak geçirmek gibi Yaratıcı katında bağışlanmaz bir suça karşı tek çıkış yolu olduğu için emek. Doygunluk noktasına varıldığı an terk edilecek bir külfet değil. Kulluğa/çalışmaya ara vermeden ibadet şuuruyla dünya cevherini imaret alanı olarak görerek işlemek arzusuyla.emek sarfetmek.

Şimdi çalışmayı nasıl hor görebiliriz.

Ülgener, S. F. (2006). Zihniyet ve Din. İstanbul: Derin Yayınevi.

Ülgener, S. F. (2006). İktisadi Çözülmenin Ahlak ve Zihniyet Dünyası. İstanbul: Derin Yayınevi.

Yorum Yap

Konuşalım

T: +90 216 428 7546
E: [email protected]