Su içmek, yemek yemek insanın en doğal fiziksel ihtiyaçlarından iki tanesidir. İlişki yaşamak, iletişim kurmak ise ruhsal ihtiyaçların karşılanması için önem arz eder. En az su içmek kadar büyük bir ihtiyaca cevap verir ilişki kurmak. Genel olarak baktığımızda görürüz ki yaşayan bütün canlılar bir tür ilişki ağı içinde varlıklarını sürdürür. Bitkiler, hayvanlar, insanlar varoluşlarını ancak yaşadıkları ilişki ağıyla, kendilerinden sonraki nesillere taşıyabilirler. Kâinatta yaşayan bütün canlı varlıkların ilişki ve iletişim ağını gözlemleme şansımız olmayabilir fakat hayatın içinde çok karşılaştığımız insanlarla ilişki ağı içindeyizdir, bu da bize gözlemleme şansı oluşturur.
Okul ortamında arkadaşlarımızla, ailemizle, işyerinde patronumuzla, apartmanda komşularımızla ve daha birçok ortak yaşam alanında birbirimizle iletişim halindeyizdir. Karşılıklı konuşmak, bir konu üzerinde tartışmak, karara varmak, kavga etmek, bir durum karşısında öfkelenmek, tepki göstermek ve hatta küsmek bile insanlar arasında iletişimin olduğunu gösteren hal ve durumlardır. Yaşanan bu hallerin içinde hayat vardır, insan vardır, duygular vardır. İnsanın yaşadığının, etrafında başka insanlarında yaşadığının farkındalığıdır kurduğu iletişim şekilleri.
Duyguların olmadığı bir iletişim çok yüzeyseldir. Kim kimin ne hissettiğini anlamadan, kendisi hakkında ne düşündüğünü bilmeden, başkalarıyla alakalı hiçbir duygusal temasın içinde olmadığı insan tipleri çok fazla rastlanır oldu bugünlerde. Bu insanlar, evleniyorlar fakat eşleriyle karşılıklı doyum sağlayacak bir ilişki kuramıyorlar. Aile içi birlikteliklerinde veya arkadaş toplantılarında, zaman doldurup bir an önce bulunduğu ortamdan hızla ayrılmak isteyen, duygusal hiçbir paylaşımda bulunmayı tercih etmeyen insanlardır. Daha erken dönemlerde ise kendi kendine oyun kuramayan, karşılıklı iletişime geçemeyen, sosyal iletişim becerileri düşük, vakitlerinin çoğunu bilgisayar oyunlarıyla geçiren çocuklardır. Bebeklik yani daha ilkel dönemlerinde ailesi tarafından ötelenmiş, değişik birkaç bakıcıya emanet edilerek bakım verilmiştir. Bu çocukların yetişkinlik dönemleri de benzer şekilde devam etmektedir.
Evlendikleri zaman eşlerinin duygusal ihtiyaçlarını karşılamakta çok fazla güçlük yaşarlar. İlişkilerinde mekanik ve donukturlar. Genellikle bilgisayar, akıllı telefon ve benzeri teknik aletlerle vakit geçirirler. Eşine sevgisini ifade ederken, duygu adına hiçbir efekti yaşamaz ve göstermez. Yüz ifadeleri donuk, ilişkileri çölleşmiştir. Bilhassa birincil ilişkilerinde bu daha fazla hissedilir. Karı koca ilişkisinde umutlu ama beklentisiz, seven ama sevgisini yaşayamayan, heyecansız, öfkesiz ama hayatla bağı tam kopmamış bir insan profilidir.
Birinin boşanma talebi olduğunda, eşinden ayrılmak istediğini belirten geçerli bir takım sebepleri olur. Bunun sonucunda da mahkeme boşanmayı onaylar. Şiddetli geçimsizlik, aldatma, darp bunlara örnektir mesela. Fakat “çölleşmiş ilişki” yaşanan evliliklerde bunların hiç biri yoktur. Böyle bir çift boşanmak üzere mahkemeye başvursa hâkimin “neden boşanmak istiyorsunuz?” gibi bir sorusuna; çiftler çok mutsuz bir evlilik yaşamalarına rağmen her hangi bir cevap dahi bulamazlar.
Elbette ki şiddetin, öfkenin savunulası bir tarafı yoktur. Fakat şiddetin olduğu yerde, öfke ve korku vardır. Öfkenin ve korkunun olduğu yerde de adrenalin heyecan vardır, duygu vardır. Bunlar olumsuz da olsa insanı insan yapan duygulardır. Fakat çölleşmiş ilişkilerde sebepsiz bir mutsuzluk hâkimdir. Maddi bütün olanaklar vardır, şiddet yoktur, hatta sevgi de vardır. Ama bunları ifadelendirecek donanım, ruh, heyecan ve güç yoktur. Ölüdür ilişki, çölleşmiştir. İnsanın hayatında duygularla yaşanılabilecek ne kadar güzellik varsa yok olmuştur. Vitrinleri en güzel kıyafetleriyle süsleyen heykelden yapılmış mankenler gibidir hayat. Dışardan bakınca çok renkli, uyumlu fakat içerden bakılınca çok taşlaşmış, ruhsuz ve ölü.
Psikolog Ayşe Handan Özkan Selim

Altunizade Mah. Kısıklı Cad. No: 108 Manolya Apt.
Çamlıca İSTANBUL
0216 428 7 546 (0216 HAT P KİM)
[email protected]
www.kimpsikoloji.com