Ruh Sağlığı

Emanet Annelik


Geçen
 hafta sütten kesme konusunu yazarken aklıma bununla alakalı bir başka konu geldi ve hemen yazmak istedim. Yabancısı olduğumuz, acemilik yaşadığımız durumlar karşısında kendimizi nasılda çaresiz hissederiz! Hayatımızı şöyle bir gözden geçirdiğimizde acemilik hissettiğimiz öyle çok durum var ki. Doğduğumuz, annemizden ilk ayrıldığımız, okula başladığımız, mezun olduğumuz, araba kullanmaya başladığımız, evlendiğimiz, işe başladığımız, anne baba olduğumuz, torun sahibi olduğumuz, emekli olduğumuz günler gibi… Hayatımızdan daha pek çok örneklerle çoğaltılabilir bunlar.
Ben, bir annenin ilk doğum yaptığı günü ve etrafında olup bitenleri konu etmek istedim. Bu hafta yakın bir arkadaşımın “ailem bana annelik duygusunu bile hissettirmedi, kendimi hiçbir zaman anne gibi hissetmedim” diyerek derdini paylaştığını ve ne kadar üzüldüğünü gördüm. Yeni doğum yapan bir anneye verilmesi gereken fırsat verilmemiş, kendisinde sadece hatalar aranmış, yetersizsin beceriksizsin hissi dayatılmıştı yakın çevresinden. Hem de hayatta en çok istediği ve arzuladığı bebeği için dünyanın en iyi annesi olma potansiyeli taşırken “çocuğumun yanında kendimi eğreti, emanet duran bir anne gibi hissediyorum” demesini hiç unutamıyorum.
Çocuğunuzu parka, aşıları için hastaneye veya okula götürdüğünüzde bazı annelerin çocuğuyla ilgileniş tarzlarını gözlemlediğiniz olur mu? Kimisi çocuğuyla ilgilenmekten ve vakit geçirmekten büyük zevk ve doyum alırken, bazıları ise çocuklarının yanında onların mecburi bakıcıları gibi durur ve bir an önce çocuğunun işini halledip gitmek ister gibi bir hal içindedir. Anneler arasındaki bu farkı düşündüğümde arkadaşımın serzenişleri aklıma geldi. Bir insanın ömründe yaşadığı ilk tecrübelerinde yakınlarının bilhassa aile büyüklerinin cesaretlendirmesi, yüreklendirmesi ne kadar önemlidir. Aksine cesaret kırmak, yapamazsın, beceremezsin, yetersizsin duygusunu birine yaşatmak, çok büyük acımasızlıktır. Bu aslında yetersizlik duygusunu hissettiren kişi için ikincil kazançlar sağlayan bir durumdur. Cesaretini kırdığı kişiyi kendine bağımlı kılar ve bu durum onda gizli bir doyum sağlar. Peki ya yetersizlik hissiyle kıvranan kişi ne yapar. Öncelikle kırgın, kolu kanadı kırılmış hisseder kendini. Bir başkasına bağımlıdır ve her iş eline yapışır, beceremez, beceremeyeceğini de düşünür, böyle düşündüğü içinde akranlarına baktığında kendinde gördüğü yetersizlik hissi karşısında önce kendine sonrada çevresine anlam veremediği bir öfke duygusu yaşar.
Bahsetmek istediğim yeni anne olmuş birinin yanında yardım için duran büyüklerin; hem yeni anne için, hem de dünyaya gözlerini açmış yeni doğan bebek için yaptığı olumsuz yorumları ve negatif etkileridir. “Bu annenin sütü yetmiyor, çocuk çok gazlı, ben hiç böyle bebek görmedim, bu çocuk üşür, kesin annesi hasta eder, çocuğu ağlatma annesi, çabuk emzir bak acıkmış, çocuk öyle tutulmaz düzgün tut… gibi ardı arkası kesilmeyen, bitmek tükenmek bilmeyen, insanı ve bilhassa yeni doğum yapmış anneyi huzursuz eden nitelikte boş ve gereksiz konuşmalardır bunlar. Sanki anneye sen anneliği beceremezsin hissini dayatmak için yapılan, aynı zamanda da iyilik olarak, iyi niyet olarak nitelenen fazlasıyla yıkıcı davranışlardır.
Hâlbuki her anne çocuğuna yetebilecek nitelikte yaratılmıştır. Bir kadın anne olmayı ilk çocuğunda öğrenirken, etrafındaki insanların konuştuklarına hassasiyet göstermeleri gerekir.
Günümüzde sadece yorum yapan, hiçbir işin ucundan tutma zahmetinde bulunmayan, uzaktan telefonla komut veren, sürekli eleştiren fakat bir yandan da kendi hayatını yaşama arzusu içinde olan, aile büyükleri oluşmaya başladı. Bunlar; modern çağın ürettiği yeni tip aile büyükleri. Sadece konuşan ve emanet annelik duygusunu, yeni anne olmuş gençlere yükleyen “asıl emanet anneler” .

Psikolog Ayşe Handan Özkan Selim

KİM PSİKOLOJİ
Kariyer İstihdam Merkezi
Altunizade Mah. Kısıklı Cad. No: 108 Manolya Apt.
Çamlıca İSTANBUL
0216 428  7  546 (0216 HAT P KİM)
[email protected]
www.kimpsikoloji.com

Yorum Yap

Konuşalım

T: +90 216 428 7546
E: [email protected]