Ruh Sağlığı

İstanbul’un Silüeti Siliniyor

Çok değil bir kaç gün önce, Çankaya köşkünde Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülleri düzenlenen anlamlı törenle sahiplerine verildi. Sanat Tarihi alanında ödül alan Prof Dr. Semavi Eyice İstanbul’un Silueti Yok Oluyor, başlığı altında etkileyici bir konuşma yaptı. Bu konuşma bende, insanın sosyal hayatının bir parçası olan yaşadığı mekânın, toplumun ve ailenin kimlik gelişimine ve kimlik algısına olan katkısının derecesini düşündürdü. Yaşadığımız mekânların tüm doğallığıyla ve sadeliğiyle iç dünyamızda ki yeri ile dış dünyadaki uyumu çok önemliydi elbet.
Fakat ne yazık ki hızla değişen ve modernize olan yeni dünya görüşü, bu uyumun oluşmasına engel oluşturmakta. Her an etrafımızda büyük binaların hızla yükseldiği, kendimize yabancı bir mimari alt yapının oluşumu ile yüz yüzeyiz ve buda insanın kendi mizacına ve kimliğine yabancılaşmasına sebep oluyor. Mekânların sadeliği ve doğallığı insanın ruhsal gelişiminde güven ihtiyacını karşılayan ve uyum gücünü artıran bir durumdur. Mesela bir bebeğe aynı kişinin temel ihtiyaçları doğrultusunda bakım vermesi gibi, bir insanın yaşadığı mekâna kendini ait hissetmesi temel ihtiyaçlarından bir tanesidir.
İstanbul’un siluetinin silinmesi, İstanbul da yaşayan insanlar için uyum problemi oluşturmakta ve ruhsal olarak ruhsal olarak önemli bir ihtiyacı karşılamaya yönelik olan mekânsal aidiyet duygusundan mahrum bırakmakta. İnsan ait olduğu düzeni her defasında bozulmuş ve yabancı bir şekilde bulunca, ruhsal rahatsızlıkları da tetiklenmiş oluyor.

Bir vakitler her köyün bir delisi olurdu. Varlığını herkesler in kabul ettiği, insanların davranışlarını hoş gördüğü, derinlerinde hikâyeleri olan kimselerdi bunlar. Köy yerinde dünyanın bütün yükünü önce bir sırtlanmış, sonrasında da eşit düzeyde bütün köy ahalisine dağıtmış. Bazılarına rahatsızlık duygusu yaşatırken, bazılarının da merhamet dolu bakışlarının himayesine sığınır yer edinmeye çalışırdı bu insanlar. Gerçekle gerçek olmayan arasında gider gelir ve kendi gerçekliğinin içinde kurduğu hayatın sefasını sürerlerdi. En enteresan olan da hem deliliğin, hem de kendi gerçekliğinin farkındalığından bihaber yaşarlardı. Ömürlerini, değişen dünyadan ve de bu değişimin ağır yükünden habersiz sürdürürlerdi.
İnsanlarla ilişkiye girmez, tehdit altında hissettikleri bir durum karşısında herkesin yabancısı olduğu, bir tek kendilerinin aşina olduğu gerçekliklerine ve kendi zihinlerinin yarattığı dünyalarına sığınıverirlerdi ansızın.
Bu durumun adı eski zamanlarda delilikti. Şimdilerde daha modernize edildi ve şizofreni, paranoya gibi psikotik rahatsızlıklar başlığı altında toplandı. Belki de daha iyi oldu böylesi. Deliliğin ismi saygınlık kazandı. Köyde insanlarının imece usulü yardımlaşmasıyla hayatlarını sürdüren deliler, modern şehir hayatında sağlık kuruluşlarında tedavi altına alınıp toplumdan tecrit edildiler. Kendi varlıklarını kendi yarattıkları sanal dünyalarında kendilerine ve etrafındakilere zarar vermeden, huzurlu ve güvenli yaşayabilecekleri, ruhsal olarak sağlıklı insanlar tarafından inşa edilmiş güvenli bir dünyada.
Mekânın ruh dünyamızdaki yeri ve önemi, bir sürü soruyu da hatta sorunu da beraberinde getiriyor. Psikotik hastalar kendi gerçekliklerinde yarattıkları mekânlara kendilerini fazlasıyla ait hissediyorlar. Acaba bizden de yeni dünya düzeninde veya düzeneğinde) artık daha güvende hissedebileceğimiz kendi gerçekliklerimizi oluşturmamız ve hayat bulmamız, nefes almamız isteniyor olabilir mi.
Eğer öyleyse, İstanbul siluetini kaybettikçe, ben ruh dünyamdan hiç silinmeyecek olan eski mekânları, sokakları, mahalle arkadaşlıklarını, ağaçlardan meyve toplayabildiğimiz günleri hayal edip mutlu oluyorum.

Psikolog Ayşe Handan Özkan Selim

KİM PSİKOLOJİ
Kariyer İstihdam Merkezi
Altunizade Mah. Kısıklı Cad. No: 108 Manolya Apt.
Çamlıca İSTANBUL
0216 428  7  546 (0216 HAT P KİM)
[email protected]
www.kimpsikoloji.com

Yorum Yap

Konuşalım

T: +90 216 428 7546
E: [email protected]