Amerikalılar iyimser ve girişimden korkmayan bir toplumdur. sadece mutluluk peşinde koşmaya değil, “mutlu olma” fikrine adamışlardır kendilerini. geçen yıl her ne kadar tatsız geçmiş olsa da,…
Amerikalılar iyimser ve girişimden korkmayan bir toplumdur. Sadece mutluluk peşinde koşmaya değil, “mutlu olma” fikrine adamışlardır kendilerini. Geçen yıl her ne kadar tatsız geçmiş olsa da, ekonomik durum ne kadar kötüye gitse de , kişinin kendi yenilgileri ne kadar fazla olsa da, insanlar yeni yılda her şeyin çok güzel olacağına inanıyorlar. Yapılması gereken tek şey bardağa dolu tarfından bakmak.
Mutluluk sadece doğuştan geldiği gibi kalan değil, aynı zamanda gelişen bir olgudur. Her zaman pozitif düşünmeyi öneren bilim adamları Oprah Winfrey ve Tony Robins’in de ötesinde, artık internet bile öz gelişime katkıda bulunacak bir çok yeni program sunuyor. Örneğin happier.com birkaç ay önce “gerçek gelişim için bilimsel çözümler” vaadiyle kuruldu. 9.99 dolarlık bir “mobil mutluluk artırma programı” olan LiveHappy, “bütün benliğin farkına varma” gibi aktivitelerin insanları daha mutlu ettiğinin bilimsel olarak kanıtlandığını iddia eden Kaliforniya Üniversitesi psikoloji profesörü Sonja Lyubomirsky’nin The How of Happiness adlı kitabı üzerine kurulmuştur.
Peki tüm bunlar doğru olabilir mi? İyimser bir tutum ve mutluluk isteği yeni yılda sizi daha iyi bir yaşama götürebilir mi?
Son zamanlarda bir çok yazar ve araştırmacı bilinçli bir çabayla “bardağa dolu tarafından bakma” nın büyük fark yaratıp yaratmadığı konusunu irdelediler. Bu konuyu en çok sorgulayanlardan Bardağa Dolu Tarafından Bakma: Pozitif Düşünmenin Acımasız Gelişimi Amerika’yı Nasıl Sarstı? adlı birkaç ay önce yayımlanan ve çok satan kitabın yazarı Barbara Ehrenreich pozitif düşünmenin uzun vadede çok fazla işe yaramayacağını, hatta zararlı bile olabileceğini idda ediyor.
Ehrenreich mutluluğun ve neşenin harika bir şey olduğunu fakat pozitif düşünmenin insan ilişkilerinin doğallığını baltaladığını dile getiriyor. “Herkes her zaman şartlanmış bir edayla gülümserse, birinin sizi gerçekten sevdiğini nasıl anlayacaksınz?”
Avustralyan Bilim Dergisi’nin Kasım-Aralık sayısında yayımlanan bir araştırma negatif ruh halinde olan insanların, mutlu insanların aksine, çevresinde olup bitenlere daha eleştirel ve daha dikkatli bir gözle baktıklarını ortaya koydu.
Avustralya’daki New South Wales Üniversitesi sosyal psikoloji profesörü Joseph P. Forgas pozitif düşünmenin yaratıcılığa, esnekliğe ve dayanışmaya kapı aralarken, negatif düşünmenin bizi daha dikkatli düşünmeye ve etrafımıza daha dikkatli bir gözle bakmaya sevkettiğini ileri sürüyor.
Mutluluğu bilimsel olarak araştırmaya koyulan psikologlar genellikle pozitif düşünme ve sağlıklı olma arasındaki ilişkiye odaklanıyorlar. Kanser Dergisi’nin 2007 Eylül sayısında, Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. David Spiegel, 1989’da grup terapisine katılan metastatik göğüs kanserli kadınların, terapiye katılmayanlardan ortalama 18 ay daha fazla yaşadığını ortaya çıkaran bir çalışmanın bulgularını tekrarladı. Fakat, yeniden gözden geçirilen bu çalışmada, Dr. Spiegel grup terapisinin kadınların hastalığın üstesinden gelmesine yardımcı olmasına rağmen, pozitif düşünmenin yaşam süresini kaydadeğer bir oranda uzatmadığı sonucuna ulaştı.
Birkaç yıl önce göğüs kanseri teşhisi konulduğunda, pozitif düşünmeye teşvik edilen Ehrenreich, kaç okurun onun hastalığa duygusal direnişini paylaştığını görünce şaşırdı. Web sitesinde insanlara pozitif düşünmeyi göstermek için bir Forum kurdu. Annesini kaybeden bir çok insanın derdini dinlemesi üzerine işine geri dönen bir çok insandan teşekkür aldığını söylüyor. Aynı şekilde, çok eleştirel veya negatif düşündüklerinden dolayı işten atılan bir çok insanın olduğunu söylüyor.
Bu tarz bir eleştiri 1998’de pozitif duygular üzerinde çalışmalar yapan, zamanın Amerikan Psikoloji Enstitüsü başkanı Martin Seligman’ın ortaya attığı pozitif psikoljiyi geliştirmeye çalışan bilim adamlarını kızdırdı. Seligman pozitif düşünmenin sağlığa faydalı olduğunu gösteren yüzlerce bulguya ulaştı. İnsanın mizacını değiştirmenin mümkün olmamasına rağmen, Dr. Seligman kalıcı olarak kötümserliği iyimserliğe çevirmenin mümkün olduğunu dile getirdi. Şu anda Pensilvanya Üniversitesi Pozitif Psikoloji Merkezi’nin başkanlığını yapan ve “Bardağa Dolu Tarafından Bakma”yı tasvip etmeyen Dr. Seligman, Ehrenreich’in kitabına çok sıcak bakmıyor. Pozitif psikoloji üzerine yapılan bir söyleşide, Barbara Ehrenreich’i önceden yapılan çalışmaları kendi amacına alet etmekle suçluyor.
Dr. Seligman bir röportajda “Ehrenreich’le hemfikir olduğumuz nokta pirinci kabuğundan ayıklama gayretimizdir, fakat uyuşamadığımız nokta, neyin pirinç neyin kabuk olduğu konusudur.” dedi.
Son zamanlarda birçok uzman iyimserlik ve sağlık arasındaki ilişkiyi sorguladılar. Pozitif düşünme ve kanserle ilgili bir çalışma yapan fakat iyimserlik ve iyileştirilmiş sonuçlar arasında hiç bir ilişki bulamayan Pensilvanya Üniversitesi Tıp Fakültesi psikoloji ve psikiyatri profesörü James C. Coyne, “Bir çok araştırma sağlıklı olmanın iyimser olmaktan önce geldiği sonucunu veriyor.” dedi.
“İyimserlikle gelecekteki sağlık durumumuz arasında bir ilişki kurmak kolaydır. Fakat bunu rakamlarla ifade etmeye ve tüm sağlık sorunlarıyla ilişkilendirmeye çalışırsanız, hiçbir işe yaramaz.”
Diğer uzmanların bu konuda Coyn kadar kesin söylemleri yok. North Carolina Üniversitesi psikoloji profesörü Barbara L. Fredrickson 1990’lardan beri pozitif duyguların fonksiyonlarını araştırıyor. Fredrickson, bu sene yayımlanan Pozitif Olma Hali adlı kitabında, pozitif düşünme ve pozitif duygu arasında bir ayrım yapıyor: “Pozitif düşünme bazen pozitif duygulara yol açabilir, ama her zaman değil. Bu tıpkı üzerinde “Hayat güzeldir.” yazan bir tişört giymekle, içinizin derinliklerinde gerçekten mutluluğu hissetmek arasındaki fark gibidir.”
Dolayısıyla, Fredrickson “mış gibi yapmak” fikrinin sağlığa zararlı olabileceği konusunda uyarıyor: “Araştırmanın ortaya çıkardığı şey samimi olmayan pozitif duyguların –yani iyi hissetmediğiniz zaman kendi kendinize sürekli “iyi hissediyorum” demenin – negatif duygulardan daha zararlı ve tehlikeli olduğudur. İnsanlar pozitif olma girişimlerinde neyin gerçek, neyin sahte olduğu konusunda daha bilgili olmalıdır.”
Pensilvenya’lı 79 yaşındaki Ruth Rosoff pozitif düşünmeye çalışmanın kendisine zulüm gibi geldiğini söylüyor. Rosoff uzun zamandır hasta olan ve bir daha asla eski sağlığına kavuşamayacağının farkına varan eşinin ölmeye hazır olduğunu söyledi. Eşi,kendisi için önem arzeden bütün insanlarla görüşüp, kararını paylaştıktan sonra, doktorlara da kararını bildirdi. O sırada doktor, eşini kontrol etmeye geldi. Rosoff “Bu genç adam odaya girdi ve eşime kendi annesininde sırf öz iradesiyle mucizevi bir şekilde hastalığını yendiğini söyledi ve iyileşmeye çalışmasını tavsiye etti.” dedi. Eşi biraz kendine geldi ve birkaç hafta daha yaşadı. Rosoff bu duruma çok sinirlendiğini ve eşinin doktorların hayata dönme hikayelerini dinleyerek aynı şekilde birkaç hafta daha acı çektiğini söyledi.
Ehrenreich ise negatif düşünmenin körü körüne pozitif düşünme kadar aldatıcı olacacağını düşünüyor. Pozitif düşünmenin tek başına değil, ancak güç ve parayla birleştiği takdirde işe yarayacağını söylüyor. Amacı, gerçekçiliği yüceltmek, dünyayı isteklerimize ve korkularımıza bulanmış bir şekilde değil, gerçeklerle donatıldığını görmek.
yakindunya.com