Hayatı piknik yapar gibi yaşayan insanlar vardır. Her zaman özenmişimdir bu insanlara ve hep olmak istediğim insan profilidir. Ufacık şeylerden mutlu olan, yoğun hayatlarına kahve molası verebilen, piknik yapmak için fırsatlar üreten, insani değerleri yüceltenlerden bahsediyorum.
Hayatı piknik yapar gibi yaşamak, olduğundan daha zevkli hale getirmek mi demektir, yoksa insanın hayatında var olan güzelliklerin ortaya çıkması mı demektir! Aslına bakarsak cevap her ikisidir de, fakat bazen hayatı değil piknik yapmak gibi yaşamak, piknik yapmaktan bile hazzetmeyen insanlar vardır. Güzel hayatlarını kendilerine dar eden, sürekli bir şeylerin yolunda gitmeyeceğine dair olumsuz kurgularla yaşayan insan tipleridir bunlar. Çok küçük bir aksilikte bile dünyaya geldiklerine hem pişman ola, hem de çevrelerinde yaşayanlara da dünyayı dar edebilenlerdir.
Bu tip insanlar, birden bire her şey yolunda giderken, çok mutlu mesut yaşarken küçücük sorunlar karşısında aşırı derecede tepki verirler ve yıkılırlar ve olağan üstü öfkelenir, kaygılanırlar. Çünkü hayatlarında bazı şeyler kendi düzenlerine aykırı ya da istediklerinin dışında vuku bulmuştur. Hâlbuki pikniğe gidilince bir şeyler unutulabilir, gidiş yolunda lastik patlayabilir, ansızın yağmur yağabilir. Olabilecek bütün tersliklere rağmen piknik yapabilmek değimlidir hayatı hayat yapan.
Birde pikniğe gidip lezzet almayan insan tipleri vardır. Bir şekilde birileri tarafından davet edilmiş ve piknik muhabbetine müdahil olmak durumunda kalanlardır. Genellikle varlıklarıyla, varoluşlarıyla piknikte mutlu olan ve piknik yapmaktan zevk alan kişileri hor görür, bulunduğu şartları eleştirir, sürekli bu eksik, şu fazla diye konuşur dururlar. Bu durumda olanlar obsesif kişilik bozukluğu gösteren kimselerdir.
Her an, her yerde kontrol elimde olmalı, her şeyi ben yönetmeliyim, her şeyden haberim olmalı, benim dediğim olmalı diye düşünürler. Çok basit konuları, kompleks hale getirip, herkesin gündelik sıradan yaptığı işleri bile dünyanın en büyük, en zor işini yapıyormuş edasıyla davranırlar. O kadar çok şikâyette bulunurlar ki sanki dünyanın bütün yükünü sırtlarında taşıyorlar gibi bir izlenime kapılabilirsiniz. Başkalarının sıkıntılarından çok kendi sıkıntıları ile meşgullerdir. Ailesinden birinin herhangi bir rahatsızlığı veya hastalığı karşısında abartılı tepkiler verebilir. Kendi kontrolünün dışında gelişen bir oluştuğunda etrafındakilere veya hasta olan yakınına bile bağırıp çağırabilir, ters davranabilir.
Hayatı bu şekilde yaşayanlar çoğunlukla piknik yapmaktan zevk almayanlardır. Çoğunlukla güzel ömürlerini kendilerine ve etrafındaki yakınlarına eziyet vererek geçirdiklerini anlamaları çok vakit alabilmektedir. Sürekli kontrol etmek, tek elinde tutmak üzerine kurulmuş ve insanların özel hayatlarına gereğinden fazla müdahalede bulunmak kişinin hem kendisini hem de muhatap olduklarını her yönüyle çok rahatsız edici bir durumdur. Fakat bu rahatsız edici durumun çok önemli bir yönü vardır ki bu rahatsızlığı daha farklı boyutlara taşır.
Bu kadar kontrol üzerine kurulmuş bir yaşam insanı farkında olmadan zor durumda bırakabilir. Ayrıca abartılı bir şekilde kontrol etme, her şeyi bilme, yönetme arzusu ile yaşamak insanın kendine yüklediği anlamla da alakalıdır kanaatimce.
Çünkü hayatı bu yönüyle yaşama arzusu, bir insanın kendisini tanrısal bir güçle kuşatma arzusunu da gösterir. Bu gücün bir eseri olmaktansa, bu şartlarda esiri olmayı tercih etmek akıl karı olmasa gerek.
Psikolog Ayşe Handan Özkan Selim

Altunizade Mah. Kısıklı Cad. No: 108 Manolya Apt.
Çamlıca İSTANBUL
0216 428 7 546 (0216 HAT P KİM)
[email protected]
www.kimpsikoloji.com