Ruh Sağlığı

Güçlü Görünen Büyümemiş Çocuklar

Çocukluk döneminde temeli atılan değersizlik hisleri yetişkinliğe taşındığında hayattan alınacak zevkin önünde büyük bir engel haline gelirler. Güçlü görünmek, sürekli diğerleriyle yarış halinde kendimize değer biçmek için çabalamak sonu gelmeyecek bir uğraştır.

Modern zamanın gereklilikleri gün geçtikçe; daha da acımasızca; mücadele edilen bir yarış pistini hatırlatıyor. Bu düzenin içerisinde, kendisine bir yer bulmaya çalışan bireyler de bazen içinden çıkılması zor bir kısır döngünün çarklarına takılıyorlar.

 

Hayata tutunabilmek, kendi değerimizi hissedebilmek için adeta hep ‘güçlü’ olmak zorundayız, ‘eksiksiz’, ‘mükemmel’! Ya da öyle görünmek zorundayız. Çünkü işin aslı, bireylerin asla mükemmelliği yakalayamayacağıdır. İnsan çift kutupludur, iyiyi de kötüyü de, gücü de zayıflığı da mizacında barındırır. Aynı zamanda, yaptığı hatalardan, zayıflıklarından da yeni bir şeyler öğrenmeye devam eder.

 

Bireyin kendisini değersiz hissetmesiyle, eksik hissetmesi arasındaki önemli fark da budur. Eksik hissetmek besleyici ve yapıcı bir duygudur. Kişiyi eksikliklerini tamamlamaya, hayatına yeni şeyler katmaya, keşfetmeye teşvik eder. Oysa değersizlik hissi kişiyi kısıtlar ve enerjisini faydasızca tüketmesine sebep olur.

 

Kendisinin değerli olduğunu düşünen, ama temelde değersiz hisseden kişi eksik taraflarından kaçar. Bu şekilde zihninde kurguladığı ‘mükemmel’ benliği korumaya çalışır. Girdiği ortamlarda sürekli kendisini diğerleriyle kıyaslar, aşağıda ya da yukarıda konumlandırmaya çalışır. Bu şekilde değeri azalır ya da artar. Eleştirilerden şiddetle korkar. Çünkü eleştiriler ona çocukluğundan miras kalan eleştirel iç sesini hatırlatır.

 

Değersizlik duygusu genelde 3-6 yaş arasında, oyun dönemindeki ebeveyn tutumları sonucunda içselleştirilir. Oyun dönemindeki çocuk artık benmerkezciliğini geride bırakmaya, ‘biz’ demeye ve ebeveynlerinin onayını alabileceği davranış modellerini araştırmaya başlamıştır. Ebeveyn tepkileri çocuğun dünyasında başroldedir artık. Çocuktan mükemmeli bekleyen, çok eleştirel, kıyaslayıcı ve ancak katı kurallara uygun davrandığında takdir edip onaylayan ebeveynlerin çocukları kendilerine değer vermeyi öğrenemezler. Ebeveyninin eleştirel tavrını içselleştirirler.

 

Yetişkinliğinde ebeveyni yerine kendi iç sesi kendisini yargılamaya devam eder. Kendisine değer vermeyi bilmediği için de ne yaparsa yapsın tatmin olmaz. Ne kadar kaçarsa kaçsın, ikinci plana atıldığı her ortamda değersizlik hisleriyle karşı karşıya kalır. Bu yüzden ikinci plana düşeceği ortamlardan sakınır. Hayatını, aktivite alanını dar bir çerçeveye hapseder. Dünyayı yeterince tanıyamaz.

 

Oyun döneminde çocuğa dengeli ama koşulsuz bir sevgi sunulmalıdır. Sürekli en mükemmel, en önde olamaya zorlamamalıdır. Kazanmak gibi kaybetmenin de normal bir durum olduğunu anlatmalıdır. Çocuğu başarısızlıkları, uygunsuz davranışları sonucunda katı bir biçimde cezalandırıp reddetmemelidir. Bunun yerine, kimsenin mükemmel olamayacağını, herkesin hata yapabileceğini; farkında olmak ve telafi edebilme erdemini gösterebilmenin daha önemli olduğunu kavramasına yardım etmelidir.

 

Ona değer verdiğinizi ve hatalı davrandığı için üzüldüğünüzü, böyle durumlarda ne yapması gerektiğini anlayabileceği şekilde anlatın. Bu şekilde çocuğu özerk bir varlık olarak kabul edip varoluşuna saygı duymuş olursunuz. Böylece çocuk değerini salt eylemleriyle ölçmeyecek, özsaygısını sağlıklı bir şekilde oluşturacaktır. Kendisini eksiklikleriyle, yetenekleriyle bir bütün halinde kabul edecektir. Eksikliklerini gidermeye çalışacak, kendisine değer vermeyi öğrendiği için başkalarına da değer verebilecek, kişiler arası ilişkilerde sağlıklı bir yol izleyebilecektir.

 

Çocukluk döneminde temeli atılan değersizlik hisleri yetişkinliğe taşındığında hayattan alınacak zevkin önünde büyük bir engel haline gelirler. Birincisi, kişi diğerleriyle sağlıklı, doğal ilişkiler kuramaz. Çünkü kendisine bile değer vermeyi bilmediği için, diğerlerine de değer verip gerçek paylaşımların tadını yaşayamaz. Bazen üstünlüğünü kanıtlamak, değerli olduğunu hissetmek için insanlarla yoğun ilişki halindedir. Kendisini değersiz hissettiği zamanlarda ise insanlardan soyutlanmayı, kabuğuna çekilip hiç ilişki kurmamayı tercih eder.

 

Güçlü görünmek, sürekli diğerleriyle yarış halinde kendimize değer biçmek için çabalamak sonu gelmeyecek bir uğraştır. Gerçek benliğimizle tanışmamıza da engeldir. Kendimizi negatif ve pozitif, tüm yönlerimizle, bütünüyle tanıyıp kabullenecek kadar cesareti gösterdiğimiz ölçüde yeniliklere ve değişime de açık oluruz. Böylece potansiyelimizin tamamıyla hayata katılma fırsatını yakalayabiliriz.

 

Güçlü görünmek yerine, gerçekten güçlü olan, kendisiyle yüzleşebilecek cesareti gösterebilen bireylerdir. Ve eksik yanlarını tamamlamak için gösterdiği çaba, dış etkenlere ihtiyaç duymadan kendisine verdiği değerin en büyük göstergesidir.

 

Psk. Ayşe Bektaşoğlu

KİM PSİKOLOJİ

Kariyer İstihdam Merkezi
Altunizade Mah. Kısıklı Cad. No: 108 Manolya Apt.
Çamlıca İSTANBUL
0216 428 7 546 (0216 HAT P KİM)
bilgi@kimpsikoloji.com
www.kimpsikoloji.com
Gelişmelerden haberdar olmak için lütfen mail grubumuza üye olunuz:

Yorum Yap

Konuşalım

T: +90 216 428 7546
E: bilgi@kimpsikoloji.com