İnsanlar arasında bir hukukun, anlaşmanın olması çok olağandır. İnsanların birbirleri ile farkında olmaksızın sık sık sözleşmeleri, paylaşımları olur. Bunun olabilmesi için en azami iletişim yeterlidir. Bir bakkaldan alışveriş yapmak, hasta olunca bir doktora görünmek, otobüse binmek, bunların hepsi bizim iletişim ağımız içinde karşılıklı hukukumuzun olduğu en basit yerlerdir. En basit demem şundan; herkesin mutlaka hayatı boyunca iletişim kurduğu ve ortak kullanım alanı dairesinde fazla teşriki mesailerinin olduğu yerlerdir. Fakat bu kadarcık kısa zaman dilimleri bile bir hukuk ve iletişim oluşumu için yetrlidir. Kurulan her iletişimin bir niteliği vardır. İyi yönlü yapıcı bir şekilde kurulabilen, kötü yönlü yıkıcı bir şekilde de kurulabilen. Bu nitelikli iletişimler sayesinde insanlar birbirleri üzerinde iz bırakabiliyor ve hayat devam edebiliyor.
Herkes kendi sorumluluğu dairesinde, bilinçli şekilde hareket ediyor ve hayat belli bir düzen ritminin içinde zamanı oradan oraya savuruyor. Kimi bu savrulmanın içinde üzerine düştüğü gibi hareket edip, bu ritimde kendine güzel bir yer edinebiliyor, kimi ise bu ritme ayak uydurmakta zorlanabiliyor. Ya kendi hayatını altüst ediyor ya da kendininkiyle birlikte başkalarının hayatını da. Başkalarının duygularını alaşağı edebiliyor, toplum içine kazanımını geciktiriyor, insanlar içinde hep birkaç adım geriden gelmek zorunda bırakabiliyor.
Altüst edilmiş hayatlar içerisinde öyleleri var ki; bunlar toplum içinde, ruhsal, fiziksel, sosyal anlamda tahrip altındalar. Aileleri tarafından istenmemiş, bakıma muhtaç hale getirilmiş, yüzüne bile bakılmamış, kötü emeller için kullanılmış, üzerinden bazı zamanlar maddi kazançlar elde edilmiş çocuklar. Bu çocukların kimine devlet sahip çıkabilirken kimi de sokaklarda tükenip gidiyor.
Aslında ben Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Yurtları bünyesindeki bazı çocuklardan bahsetmek istedim. Çünkü şimdilerde iki veya üç abla eşliğinde, aynı yaş grubundan, beş ya da altı çocuk bir eve yerleştiriliyor. Daha sıcak bir ortamda, aile düzenini, aile sıcaklığını hissetsinler diye. Gerçekten düşünülmüş harika bir proje. Soğuk duvarların, büyük ve kalabalık yatakhanelerin yer aldığı, herkesin aynı anda aynı işi yapması gerektiğine dair bir fikir uyandıran, askeri bir düzeni hatırlatan, çocukların kendi yaşlarına hitap etmeyen derin yaralar açabilecek çocuk esirgeme kurumlarının yerine yeni projeler hayat geçiriliyor.” Sevgi evleri” bunlardan bir tanesi.
Bu evlerde kalan çocuklar, nöbetçi ablalar eşliğinde hizmet alıyor ve bakım görüyorlar. Küçücük ruh dünyalarında bırakılan derin boşluklara cevap aramak için, kendilerini yetiştiren bu ablalara gönülden bir bağ duyuyorlar. Bu değerli ablalarda ellerinden geleni yapmak için kendilerini yetiştirmeye çalışıyor, çocuklar için daha fazla ne yapabilirim derdi ile onlara en faydalı olmakta yarışıyorlar.
Aile sıcaklığının olduğu bütün evler gibi, bu evlerde de bir düzen oturtulmaya çalışılıyor. Mesela görev paylaşımı yapmak üzerinden çocuklara sorumluluk becerisini kazandırmak, yalan söylenmenin, başka insanların eşyalarına zarar vermenin etkilerinden bahsetmek, olumlu davranışları pekiştirmek, olumsuz davranışları bertaraf etmek, düzenli, sağlıklı beslenmek, hastalandığında çocuk için iyileşme sürecinde elinden geleni yapmak gibi…
Sevgi evlerini bizim evlerimizden farklı kılan, her an, herkese açık olması. Tanıdık tanımadık kişiler sevgi evlerine gelip çocuklarla vakit geçirebiliyor. Bu hem çocukların sosyalleşmesi için anlamlı olabilirken, hem de tehlikeli bir durum yaratabiliyor.. Çünkü her misafir eli kolu dolu halde ziyarete geliyor. Çocukların sevebileceği türden yiyecek, giyecek maddeleri alıyor, ellerine para verebiliyorlar. Bunun bir evde her gün olması demek, sevgi evleri projelerinin kurulma amacının dışına çıkılmış olması demektir. Dışardan gelen misafirler, çocuklara başlarındaki ablaların gözetiminde hediyeler getirseler ya da sadece eğlenmek, fıkra anlatmak, masal anlatmak, resim yapmak için vakit geçirseler daha iyi olmaz mı? Hem çocuklara verilmek istenen terbiyenin dışına çıkılmamış olunur. Çünkü aksi olduğunda her gelenin elinde, çantasında bir şeyler arayan, beklenti içine giren, sevmeyi, sevgiyi madde ile ölçen bireyler yetişmiş oluyor. Bu da çocukların ruh dünyalarında yer açan derin boşluğun cevabı olmak durumunda kalıyor.
Psikolog Ayşe Handan Özkan Selim

Altunizade Mah. Kısıklı Cad. No: 108 Manolya Apt.
Çamlıca İSTANBUL
0216 428 7 546 (0216 HAT P KİM)
bilgi@kimpsikoloji.com
www.kimpsikoloji.com