Affetme yaygın kanının tersine, unutmak ve inkar etmek değildir. Yanlış olarak değerlendirdiğimiz ya da bize karşı bir haksızlık olarak gördüğümüz davranış ya da eylemin zamana bırakılarak bizde yarattığı olumsuz etkinin silinmeye yüz tutmasına izin vermek ‘Zaman her şeyin ilacıdır, bunu ben de unutabilirim’ türünden tutumlar gerçek affetme değildir.
Olan biteni görmezlikten gelme: ‘Yanlış bir şey olmadı, eğer olduysa da sadece bir kez oldu, bir daha nasıl olsa tekrarlanmayacak’ kabilinden yanlış olarak gördüğümüz şeyi gözardı etme, kısaca olanı biteni inkar etme gibi pasif bir tutum da değildir.
Mazur görmek: ‘Bu yanlışı bana karşı yaptı, evet kabul ediyorum ama bundan gerçekten de o sorumlu değildi. O bunu günün koşulları göz önüne alındığında yapmamazlık edemezdi zaten’ türü mazeretler üreterek sözde empatik bir tutumla görmezden gelme de bağışlama değildir.
Lanetlemek: ‘Bana ya da bize yanlış yaptı. Bu bir haksızlık. Bunu bilmeli hatta onun kötü olduğunu mümkünse herkes bilmeli’ anlayışıyla yapılan lanetleme, kötüleme ve bir tür öç aldıktan sonra sanki bunlar yaşanmamış gibi eskiye dönme pozisyonu bağışlama değildir.
Kefaret ödemek: ‘Bana bu kötülüğü yaptı. Affetmeye hazırım ama bir karşılık ödeyerek bunu telafi etmeli. Böylece adalet yerini bulur ve ben de onu affederim’ gibi örtük bir öç alma da bağışlama değildir.
O halde nedir affetme? Bağışlama, bir kişinin, başkasının adaletsizliğine ahlaki bir cevabıdır. İki tarafın saygı ve anlayış çerçevesinde biraraya gelebilmesi için kurulan bir ‘köprü’dür. Şu ya da bu nedenle varolmuş olan olumsuz bir ilişkiyi olumluya doğru dönüştürmenin mümkün olan en insani yönüdür. International Forgiveness Institution’a göre affedicilikahlak bağlamında adaletsizliğe, yani ahlaki bir yanlışa karşı verilmiş bir cevaptır. İntikam almaktan kaçınmalıdır. Başkalarına karşı gösterilen cömertliktir, civanmertliktir. İnsan ilişkilerine gösterilen özendir. Geçmişte yapılan geçmişte bırakılmalıdır. Haksızlıklar hatırlanmalı ama öç alınmamalıdır.
Bağışlama gerçekleştiğinde bile bize karşı işlenen suç, kusur, kötülük ortadan kalkmaz, yok olmaz. Ancak suçun gerektirdiğine inanılan ve ortalama insanın ahlaki benliğinin öngördüğü cezanın affedilmesidir söz konusu olan.
Affediciliğin bu tür tanımı ortalama insan sağduyusuna aykırı gelecektir. Suç, kusur, haksızlık ya da kötülük karşısında yaygın tutumlar genellikle şu iddialar şeklinde dile getirilir: ‘Ne yani, bağışlayayım da aynı şeyi tekrar mı yapsın?’, ‘Bağışlarsam bu benim zayıf, güçsüz, basiretsiz olduğum anlamına gelmez mi?’, ‘Ben de melek değilim, yaptığı yanına kar mı kalsın?’, ‘Ben bağışlasam bile bunu bilen çevrem bağışlar mı sanki?’(Geleneksel Doğu toplumlarında öç alma onaylanan ve intikam alana da saygınlık kazandıran bir değerdir. Böyle bir toplumsal grup içinde yaşayan ancak kişisel olarak bağışlamaya yatkın bir bireyin öç almaya yönelik toplum baskısı karşısında direnebilmesi gerçekten de zordur.), ‘Böyle bir durumda benim hakkımda ne düşünürler?’, ‘Bir bedel ödemezse bu yanlışlıktan kurtulup nasıl olgunlaşır?’, ‘İlahi bağışlayıcı Tanrıdır, ben kulum, o halde benden bağışlamamı nasıl beklersiniz?’… Bu ve benzeri itirazlar içi yanmış mağdur ya da mağdure tarafından dile getirildiğinde söyleyecek söz bulmak kolay değildir.
Affetmenin neden çok zor olduğunu anlamak için affedemeyenin psikolojisine göz atmak gerekir. Affetmemekte direnen insan aslında, kendi içinde sınırlı sayıda olduğuna inandığı insani cevherin karşısındakine aktarıldığında kendine düşen payın iyice azalacağına inanır. Karşısındakine gösterilen anlayış bir bakıma kendinin yok olması anlamına geldiği için bağışlamaya direnç de tam buradan beslenir. Bana acı vereni bağışlarsam onun ruhu tarafından emilirim, yutulurum kaygısı da intikam psikolojisinin temel kaynağıdır.
Oysa bağışlama, yanlış yapanın hak ettiği intkamdan kaçınma ve düştüğü insanlık dışı durumdan ötürü bunu yapana MERHAMET duymaktır. Yukarıda sayılan itirazlara dikkat edilirse, merhamet görülmez. Çünkü ‘merhametten maraz doğar’ anlayışı yaygın kabul gören bir başka yanlıştır.
Bağışlamak bir zaaf değil bir cömertliktir. Sırf insan olduğu için yanlış yapanın, haksızlıkta bulunanın da sevgiye ve saygıya hakkı olduğunu kabul etmektir. Bu tutum yüce gönüllülüktür. Affetmeyi bilen, bunu yapmakla insanlaşır. İçinde beslediği kini törpüler. Gerçek bağışlama insanı yüceltir, kendini daha iyi hissetmesini sağlar.
Bağışlamanın gerçek bir eğitim olduğunu, bunu içtenlikle yapanlar zaten bilirler. Bize haksızlık ya da yanlış yapanlar, doğruyu, adaleti bizim ona karşı gösterdiğimiz sahici bağışlama tutumumuzdan öğrenirler.
Bilge kişilerin, erenlerin, evliyaların, mutasavvıfların ne denli bağışlayıcı olduklarını dinler tarihindeki efsanelerden, menkıbelerden öğrenmemiz mümkündür.
Yüce gönüllü, cömert bir insan, bağışlamanın özgürce seçilmiş, bilinçli bir tutum olduğunu bilir. Yanlış yapana bir armağan olarak sunar bağışlamasını. Hiçbir mazerete sığınmadan, yapılanı görmezlikten gelmeyi reddederek onu yanlışıyla yüzleştirir ama yargılamaz, suçlamaz. Bilir ki yanlış yapan da insandır. Biz ona dürüstçe ve merhametle yaklaşır ve yanlışıyla yüzleşmesini sağlarsak onun da insanileşmesini sağlayabiliriz.
Bu tutum, yanlış yapanın hatasının, kusurunun üstesinden iyilikle gelmektir. Yanlışın altında ezilip kalmamasına, utançla kendi iyi yönlerinden uzaklaşmamasına, nefs muhasebesi yapmasına ve böylelikle yanlışını anlayıp, düzeltmesine yardımcı olmaktır.
Bağışlama, karşımızdakinin ruhsal açıdan arınmasına, kendi olumsuzluklarını görmesine ve onarmasına yol açan ahlaki bir terbiye yolu ve yöntemidir.
Affetme sürecinin nasıl işlediği özetlenmek gerekirse, affetmek psikolojik, felsefi, ahlaki ve siyasi anlamlar içeren karmaşık bir süreçtir. Psikoterapi kuramlarında bu olgu çokça işlenmiş, iyileştirici gücü farkedilerek, terapötik bir strateji olarak kullanılmış ve olumlu sonuçlar yayınlanmıştır.
Prof. Dr. Cengiz Güleç
KİM PSİKOLOJİ
Altunizade Mah. Kısıklı Cad. No: 108 Manolya Apt.
Çamlıca İSTANBUL
0216 428 7 546 (0216 HAT P KİM)
bilgi@kimpsikoloji.com
www.kimpsikoloji.com
