Bebek, dünyaya gizemli bir paket içinde gelmiş bir armağan gibidir. Zaman geçtikçe o paket yavaş yavaş açılır, büyür, serpilir, gelişir. Paketten neyin çıkacağını, bize nasıl bir armağan geldiğini ilk başta bilemeyiz. Fakat zaman içinde gizem perdeleri yavaş yavaş aralanır. Eskiler bu süreci tohum örneği üzerinden anlatılar. Toprağa attığımız tohumun ne ağacı olacağı, başlarda bizim için bir muamma iken, filizlenip topraktan göğe doğru yükselmeye başladıkça ne ağacı olduğunu anlayabilir; ihtiyacına göre ona en iyi suyu, gübreyi bulabiliriz.
Çocuklarımız bize “kullanma kılavuzu” ile gelmiyorlar. Pek çoğumuz nasıl bir anne-baba olacağımızı yaşamadan öğrenme imkanına da sahip değiliz. Ama kendimizi yetiştirmek ve iyi bir anne-baba olmayı öğrenmek gibi bir imkana sahibiz. İçgüdülerimize ve gelişigüzel tavsiyelere değil, gözden geçirilmiş bilgiye ve uzman görüşüne başvurabiliriz.
Çocuklar illa anne ve babalarına benzemek, onların minik birer kopyası olmak zorunda değiller. Böyle beklentilere sahip oldukları için çocuklarını anlamakta zorluk çeken bir çok anne-babayla karşılaştık. Şikayetleri de genellikle aynıydı: “Halbuki kardeşi/ağabeyi/ablası hiç böyle değil”, “Kime çekti bilmem ki”, “Doğumunu kendi gözümle görmesem, benim çocuğum olduğundan şüphe edeceğim”. Çocuğunu anlamakta zorlanan bir annenin/babanın kafasının karışması, kendini çaresiz hissetmesi ve bu tip sitemlerde bulunması gayet doğal. Ebeveyn olarak bize düşen ise, çocuğumuz için en iyinin ne olduğunu anlayıp gerçekleştirmeye çalışmak.
Anne-babaların görevi, çocuğun zihin yapısına nüfuz etmek, güdülerini, motivasyonlarını, isteklerini, dünyayı nasıl algıladığını ve tepkilerini hangi süreçlerden geçerek verdiğini anlamaya çalışmaktır. Her ne kadar “kendi çocuğumuzu” en iyi tanıyan kişi olduğumuzu düşünsek de, anne veya baba olmanın getirdiği bazı küçük körlükler yüzünden çocuğumuzla ilgili kimi noktaları istesek de göremeyiz. Kimi zaman beklentilerimiz çok yüksek olduğundan, kimi zaman başka sebeplerden, insanın kendi çocuğuna objektif bir gözle bakması imkansıza yakın sayılabilir.
Kişilik tahlilleri ve psikolojik analizler, anne-babalara daha objektif bir bakış açısı kazandırırken, çocuklarına karşı beklentilerini sağlıklı bir seviyeye çekmelerine yardımcı olur. Önceden görülemeyen bir takım noktaları görmek, daha aydınlık ve yeni bir açıdan bakmak, ebeveyn-çocuk ilişkisine büyük katkılar sağlar.
Kişilik Tipi Neleri Etkiler?
Kişilik tipi, bireyin hayata bakışını, zevklerini, motivasyonlarını, stres ve rahat durumundaki davranışlarını, hatta alışkanlıklarını ve ilişkilerini, kısacası her şeyini etkiler. Fakat ne ölçüde ve hangi yönde daha fazla etkileyeceği kişiye, duruma ve tabi şartlara göre farklı şekil alır.
Çocuğunuzun mizacını tanımak size;
Çocuğunuz insanlarla nasıl ve ne kadar ilişki kuruyor? Grup içi faaliyetlerde davranışlarını hangi faktörlere göre düzenliyor? Sosyal ilişkilerini nasıl kurar ve bu yönde beklentileriniz nasıl olmalı?
Çevresini (ve bilgiyi) nasıl bir süzgeçten geçirerek tanıyor, öğreniyor? Hangi öğrenme çeşidi mizacına daha uygun?
Karar verirken öncelikleri neler? Aklı ile mi, kalbi ile mi karar veriyor? Önceliği duygular mı, yoksa rasyonel gerçekler mi? Bunlardan birini tercih etmesi ona ne sağlar?
Ve hayatını nasıl düzenliyor? Davranış ve alışkanlıklarını şekillendirirken öncelikleri neler? Özellikle davranış boyutunda ona yardımcı olmak için nelere dikkat etmelisiniz?
Sorularına cevap bulma imkânı verecektir.
Peki bu sorulara cevap almak, çocuğunuzu yüzde yüz tanımanızı sağlar mı? Şunun altını çizmeliyiz; kimseyi yüzde yüz tanıyamayız –hatta kendimizi bile.
Çocuğunuzun mizacını tanımaya çalışmakla, daha iyi anne-baba olma ve sağlıklı ebeveyn-çocuk ilişkisi kurma adına önemli bir adım atmış bulunuyorsunuz.
“Enerjik ve Deli Dolu” mu, “Kendi Halinde” Bir Çocuk mu?
Kimi çocuklar enerjilerini çevreden edinirken, kimi çocuklar da kendi iç dünyalarından enerji alırlar. Bu özellik aynı zamanda çocuğunuzun enerjisini ve dikkatini hangi yöne yönelttiğini de gösterir. Enerjisini iç dünyasından alan çocuklara “İçedönük”; enerjisini çevreden alan ve duygu-düşüncelerini çevresine yansıtarak ifade eden çocuklara “Dünyasını Paylaşan” veya “Dışadönük” diyoruz. İçedönük çocuklar, diğerlerinden daha sakindirler. Kalabalık ortamlarda çabuk yorulurlar. Tekrar enerji toplamak için yalnız kalmaya ihtiyaç duyarlar. Dışadönük çocuklar ise tam tersi olarak kalabalık ve sosyal ortamlarda normalde olduklarından daha neşeli ve enerji doludurlar.
Çocuklar arasında, yalnızca dışarıdan bakarak, basit bir gözlem ile onun hareketli, konuşkan ve enerjik mi; yoksa kendi halinde, akıllı-uslu ve sessiz-sakin mi olduğunu söyleyebilirsiniz. Bazı çocuklar yabancılarla tanışır tanışmaz konuşmaya başlarken, bazıları çekingenlik gösterir. Çekingen ve mesafeli durması, genel kanının aksina o çucuğun sosyal becerilerini veya zekasını göstermez. Toplumumuzda maalesef, yaramaz ve hareketli çocukların daha zeki olduklarına dair yanlış bir düşünce vardır. Bir çocuğun hareketli veya sakin olmasıyla zekası arasında ilişki yoktur. Fakat bu veriler, çocuğunuzun kişilik yapısı ve mizacı konusunda size bilgi verir. Sadece “İçedönük” veya “dünyasını paylaşan” bir çocuk olduğunu öğrenerek, mizacı konusunda çok fazla bilgi sahibi olabilirsiniz.
İçedönük çocuklar his, düşünce ve fikirlerini kendi iç dünyalarında olgunlaştırmak isterler. Dışadönük çocuklar ise duygu ve düşüncelerini hemen dışavururlar. Dışadönük bir çocuğa sahip anne-babaların bazıları, çocuklarının bir kez konuşmaya başladı mı hiç susmadığını söyleyerek dert yanarlar.
Dışadönük bir çocuğun ne düşündüğünü/hissettiğini bilmiyorsanız onu dinlememişsinizdir.
İçedönük bir çocuğun ne düşündüğünü/hissettiğini bilmiyorsanız ya sormamışsınızdır, veya anlatması için yeterince beklememişsinizdir.
Dışa Dönük Çocuklar;
Kimi çocuklar enerjilerini çevreden edinirken, kimi çocuklar da kendi iç dünyalarından enerji alırlar. Bu özellik aynı zamanda çocuğunuzun enerjisini ve dikkatini hangi yöne yönelttiğini de gösterir. Enerjisini iç dünyasından alan çocuklara “İçedönük” veya “İçedönük”; enerjisini çevreden alan ve duygu-düşüncelerini çevresine yansıtarak ifade eden çocuklara “Dünyasını Paylaşan” veya “Dışadönük” diyoruz. İçedönük çocuklar, diğerlerinden daha sakindirler. Kalabalık ortamlarda çabuk yorulurlar. Tekrar enerji toplamak için yalnız kalmaya ihtiyaç duyarlar. Dışadönük çocuklar ise tam tersi olarak kalabalık ve sosyal ortamlarda normalde olduklarından daha neşeli ve enerji doludurlar.
Çocuklar arasında, yalnızca dışarıdan bakarak, basit bir gözlem ile onun hareketli, konuşkan ve enerjik mi; yoksa kendi halinde, akıllı-uslu ve sessiz-sakin mi olduğunu söyleyebilirsiniz. Bazı çocuklar yabancılarla tanışır tanışmaz konuşmaya başlarken, bazıları çekingenlik gösterir. Çekingen ve mesafeli durması, genel kanının aksina o çucuğun sosyal becerilerini veya zekasını göstermez. Toplumumuzda maalesef, yaramaz ve hareketli çocukların daha zeki olduklarına dair yanlış bir düşünce vardır. Bir çocuğun hareketli veya sakin olmasıyla zekası arasında ilişki yoktur. Fakat bu veriler, çocuğunuzun kişilik yapısı ve mizacı konusunda size bilgi verir. Sadece “İçedönük” veya “dünyasını paylaşan” bir çocuk olduğunu öğrenerek, mizacı konusunda çok fazla bilgi sahibi olabilirsiniz.
İçedönük çocuklar his, düşünce ve fikirlerini kendi iç dünyalarında olgunlaştırmak isterler. Dışadönük çocuklar ise duygu ve düşüncelerini hemen dışavururlar. Dışadönük bir çocuğa sahip anne-babaların bazıları, çocuklarının bir kez konuşmaya başladı mı hiç susmadığını söyleyerek dert yanarlar.
Dışadönük bir çocuğun ne düşündüğünü/hissettiğini bilmiyorsanız onu dinlememişsinizdir.
İçedönük bir çocuğun ne düşündüğünü/hissettiğini bilmiyorsanız ya sormamışsınızdır, veya anlatması için yeterince beklememişsinizdir.Dışa Dönük Çocuklar;
Kimi çocuklar enerjilerini çevreden edinirken, kimi çocuklar da kendi iç dünyalarından enerji alırlar. Bu özellik aynı zamanda çocuğunuzun enerjisini ve dikkatini hangi yöne yönelttiğini de gösterir. Enerjisini iç dünyasından alan çocuklara “İçedönük” veya “İçedönük”; enerjisini çevreden alan ve duygu-düşüncelerini çevresine yansıtarak ifade eden çocuklara “Dünyasını Paylaşan” veya “Dışadönük” diyoruz. İçedönük çocuklar, diğerlerinden daha sakindirler. Kalabalık ortamlarda çabuk yorulurlar. Tekrar enerji toplamak için yalnız kalmaya ihtiyaç duyarlar. Dışadönük çocuklar ise tam tersi olarak kalabalık ve sosyal ortamlarda normalde olduklarından daha neşeli ve enerji doludurlar.
Çocuklar arasında, yalnızca dışarıdan bakarak, basit bir gözlem ile onun hareketli, konuşkan ve enerjik mi; yoksa kendi halinde, akıllı-uslu ve sessiz-sakin mi olduğunu söyleyebilirsiniz. Bazı çocuklar yabancılarla tanışır tanışmaz konuşmaya başlarken, bazıları çekingenlik gösterir. Çekingen ve mesafeli durması, genel kanının aksina o çucuğun sosyal becerilerini veya zekasını göstermez. Toplumumuzda maalesef, yaramaz ve hareketli çocukların daha zeki olduklarına dair yanlış bir düşünce vardır. Bir çocuğun hareketli veya sakin olmasıyla zekası arasında ilişki yoktur. Fakat bu veriler, çocuğunuzun kişilik yapısı ve mizacı konusunda size bilgi verir. Sadece “İçedönük” veya “dünyasını paylaşan” bir çocuk olduğunu öğrenerek, mizacı konusunda çok fazla bilgi sahibi olabilirsiniz.
İçedönük çocuklar his, düşünce ve fikirlerini kendi iç dünyalarında olgunlaştırmak isterler. Dışadönük çocuklar ise duygu ve düşüncelerini hemen dışavururlar. Dışadönük bir çocuğa sahip anne-babaların bazıları, çocuklarının bir kez konuşmaya başladı mı hiç susmadığını söyleyerek dert yanarlar.
Dışadönük bir çocuğun ne düşündüğünü/hissettiğini bilmiyorsanız onu dinlememişsinizdir.
İçedönük bir çocuğun ne düşündüğünü/hissettiğini bilmiyorsanız ya sormamışsınızdır, veya anlatması için yeterince beklememişsinizdir.Dışa dönük çocuklar;
· Duygu ve düşüncelerini kolayca belli eder: Ya sözlü olarak, veya fiziksel tepkileriyle.
· Sesli düşünür.
· İnsanlarla bir arada olmayı sever.
· Şöyle diyebiliriz; birileriyle etkileşim halinde olmak üzerinde “şarj edici” bir etki bırakır.
· Tek bir konu, uğraş veya oyuna odaklanıp kalmaktan hoşlanmaz. Bunun yerine aynı anda birden fazla şeye yönelmeyi sever.
· Çevresine açık bir yapısı vardır.
· Genellikle ilgi odağı olmaktan hoşlanır.
· İnsanların ilgisini üzerinde hissetmekten rahatsız olmaz.
· Çeşitlilik ve hareketi sever.
· Kolay heyecanlanır.
· Kendisinden bahsetmeyi sever ve insanlardan gizlenme ihtiyacı duymaz.
· Sürekli koşuşturma halinde olmaktan çok hoşlanır.
· Bir aktivite veya oyuna düşünmeden katılır, sevip sevmeyeceğine katıldıktan sonra karar verir.
· Dolayısıyla herhangi bir olay veya bir durum karşısındaki takındığı tavır, onu inceleyerek değil, “yaşayarak öğrenmek” şeklindedir.
· Etkileşim ile eneji toplar.
İçe dönük çocuklar;
·Duygu ve düşüncelerinin çoğunu kendine saklar.
· Önce düşünür sonra konuşur.
· Enerjisini kendi iç dünyasından alır ve ilgisini iç dünyasına yönlendirir.
· Uzun süre kalabalık ortamlarda bulunmaktan hoşlanmaz.
· İnsanlarla uzun süre diyalog ve etkileşim halinde olmak onu yorar.
· Kalabalık bir ortamda bulunmanın çocuğunuzun aküsünü bitirdiğini ve dolmak için kendi kendine kalmaya ihtiyaç duyduğunu söyleyebiliriz.
· Kısıtlı bir zaman diliminde, bir tek kişiye veya işe yönelmekten hoşlanır.
· Bu yüzden, arkadaşlarıyla olmayı sevse de, tek başına olmanın sükunetini arar ve dinlendirici bulur.
· Oyun oynarken veya (ders) çalışması gerektiğinde, yoğunlaşmış bir kararlılıkla odaklanabilir; kendisini dış dünyadan soyutlayabilir.
· Bir oyun veya aktiviteyi önce dışarıdan gözler, katılmak isteyip istemediğine dışarıdan karar verir.
· Herhangi bir olay/durum karşısındaki takındığı tavır “izleyerek öğrenmek”tir.
· İçe bakış ile enerji toplar.
“Gerçekçi ve Ayakları Yere Basan” mı “Orijinal ve Hayalgücü Kuvvetli” mi?
Çevremize bakışımız, hafızamızda yer eden ayrıntılar, hatta zihnimizin ve hafızamızın çalışma şekli hep dünyayı nasıl algıladığımızla ilgilidir. Eğer dünyayı algılama tarzımız beraber olduğumuz insanlardan çok farklı ise, sıklıkla fikir – anlayış farklılıkları yaşamamız son derece normaldir. Anne-babalar, çocuklarının dünyayı algılama tarzını, dünyayı nasıl gördüklerini keşfederek sağlıklı bir kişilik gelişimi sağlayabilir, iletişimlerini güçlendirebilirler.
Kişi, dünyayı beş duyusu ile, veya sezgileri ile algılayabilir. Pratik çocuklar dünyayı ve çevrelerini beş temel duyularınyla tanımaya çalışırlar: işitme, görme, tat alma, dokunma ve koklama. Teorik çocukların ise altıncı duyuları gelişmiştir ve işte bu altıncı duyularıyla dünyayı algılamaya çalışırlar. Bu farkı orman ve ağaç benzetmesiyle örneklendirebiliriz: Pratik bir çocuk, ormana baktığında ağaçları algılar. Onun için orman, tek tek ağaçlardan ibarettir. Teorik bir çocuk ise aynı görüntüye baktığında ormanı görür ve bütün olarak bir orman algısı zihninde oluşur. Bunlardan hiçbiri yanlış veya kötü değildir. Aslında her ikisi de doğrudur diyebiliriz. Sadece birbirinden farklı iki öğrenme yöntemidir o kadar. Birinin diğerine üstünlüğü yoktur.
Teorik çocuklar;
Çevremize bakışımız, hafızamızda yer eden ayrıntılar, hatta zihnimizin ve hafızamızın çalışma şekli hep dünyayı nasıl algıladığımızla ilgilidir. Eğer dünyayı algılama tarzımız beraber olduğumuz insanlardan çok farklı ise, sıklıkla fikir – anlayış farklılıkları yaşamamız son derece normaldir. Anne-babalar, çocuklarının dünyayı algılama tarzını, dünyayı nasıl gördüklerini keşfederek sağlıklı bir kişilik gelişimi sağlayabilir, iletişimlerini güçlendirebilirler.
Kişi, dünyayı beş duyusu ile, veya sezgileri ile algılayabilir. Pratik çocuklar dünyayı ve çevrelerini beş temel duyularınyla tanımaya çalışırlar: işitme, görme, tat alma, dokunma ve koklama. Teorik çocukların ise altıncı duyuları gelişmiştir ve işte bu altıncı duyularıyla dünyayı algılamaya çalışırlar. Bu farkı orman ve ağaç benzetmesiyle örneklendirebiliriz: Pratik bir çocuk, ormana baktığında ağaçları algılar. Onun için orman, tek tek ağaçlardan ibarettir. Teorik bir çocuk ise aynı görüntüye baktığında ormanı görür ve bütün olarak bir orman algısı zihninde oluşur. Bunlardan hiçbiri yanlış veya kötü değildir. Aslında her ikisi de doğrudur diyebiliriz. Sadece birbirinden farklı iki öğrenme yöntemidir o kadar. Birinin diğerine üstünlüğü yoktur.
“Gerçekçi ve Ayakları Yere Basan” bir çocuk mu?
Yoksa “Orijinal ve Hayalgücü Kuvvetli” mi?Teorik Çocuklar;
· Çevresini ve karşılaştığı bir durumu algılamak için sezgilerini kullanır.
· Bu sayede, ayrıntılardan ziyade altta yatan anlam ve imalara odaklanır, küçük yaşlarda bile kavramlara yönelir.
· Dünyayı sezgiyle algılaması, doğuştan hayal gücü ve tasarım yeteneğine sahip olmasını sağlar.
· Farklı ve özgün yöntemler, oyunlar, sözler bulur veya uydurur.
· İlk bakışta görülmeyen ihtimalleri ve alternatifleri görebilir ve görüntünün ötesine geçebilir.
· Görünenle değil, onun ardındaki anlamla ilgilenir. Örneğin peçete koleksiyonu yapıyorsa renkleri güzel olan peçeteleri değil, hatırası ve anlamı olan peçeteleri toplamak gibi.
· Yeni bir öneri, eşya, kişi veya mekan karşısında çok heyecan duyar.
· Sıradanlaşan ve somutlaşan şeylere ilgisini kaybeder.
· Bir beceri elde ettiğinde enerjisini tüketene kadar o işle uğraşır.
· Kurgu ve hesap gücünü kullanabileceği oyunlardan hoşlanır.
· Ardından heves ve heyecanı bittiğinde başka uğraşlara yönelir. Bu yüzden biraz maymun iştahlı olabilir.
· Aynı işi tekrar tekrar yapmaktan hoşlanmaz.
· Çoğunlukla “kafasında” yaşar.
Pratik Çocuklar;
· Karşılaştığı bir bilgiyi ve dış dünyasını algılamak için, 5 temel duyusunu kullanır.
· Görme, işitme, koklama, dokunma ve tat alma duyuları oldukça hassastır.
· Dikkatini imalar, hayaller veya kavramlardan ziyade somut bilgi ve ayrıntılara yöneltir.
· Beş duyusuyla edindiği bilgilere dikkatini yoğunlaştırır ve hatırlar. Renkler, kokular, kullanılan sözcükler zihninde yer eder.
· Dünyayı duyularıyla algıladığı için, ayakları yere basan ve mantıklı bir yapıya sahiptir.
· Tecrübe ve deneyimlerine güvenir.
· Sınırları belirgin ve somut şeylerden hoşlanır. Boş bir kağıda resim çizmektense boyama kitaplarını boyamayı sever.
· Fiziksel hareket içeren oyunlardan hoşlanır.
· Bir davranışın niyetine değil, kendisine odaklanır.
· Olasılık ve ihtimallerle değil, var olan durumla ilgilenir.
· Yeni bir öneri, eşya, kişi veya mekanla karşılaştığında, bunların fiziksel özellikleri daha çok dikkatini çeker.
· Bir beceri elde ettiğinde, onu tekrar tekrar kullanmayı ve defalarca sergilemeyi sever.
· Bu sayede bir beceride ustalaşabilir.
· Çoğunlukla “bedeninde” yaşar.
“Çetinceviz” mi, “Yufka Yürekli” mi?
Mantık ve duygu, kararlarımızı alırken yönelmeyi tercih ettiğimiz iki farklı yoldur. Bu farklılık, her gün aldığımız binlerce karar ve tercih üzerinde belirleyici etkiye sahiptir.
Düşünen ve hissedenler, birbirlerinden tamamen farklı değer ölçüleri ve kıstaslar kullanırlar. Karar alma mekanizmalarının birbirine benzememesinin sebebi budur.
Düşünenler, isminden de belli olduğu gibi rasyonel hesaplamalar yapar, objektif bilgi kulanırlar. Analitiktirler. Olaya bir adım dışarıdan bakar, artı ve eksileri bir adım geriden izleyerek değerlendirirler.
Öte yandan hissedenler daha kişisel ve sübjektif yollar kullanırlar. Kararlarını, başkalarını ve kendilerini nasıl etkileyeceğini hesaplayarak alırlar ve aldıkları kararın doğruluğunu anlamak için duygularını referans alırlar. Ne hissettiklerini anlamaya çalışırlar.
Düşünenler akılcıdır. Kuralları sorgularlar. Genellikle adil ve mantıklı olan kurallara uyarlar, böyle olmayanlara direnç gösterebilirler. “İşte öyle”, “Çünkü ben öyle diyorum”, “Çok sorma” gibi cevaplar onları tatmin etmez.
Hissedenler, kendi kişisel değer sistmlerine dayanarak kararlarını alırlar. Başkalarını üzecek bir karar almak, hisseden bir çocuk için son derece zordur. Sevilemek ve insanlarla bağlantı halinde olmak isterler. Hisseden bebekler, yabancılara (düşünenlere kıyasla) daha çabuk gülümseyip, sıcak davranabilmektedirler.
KİM PSİKOLOJİ
Kariyer İstihdam Merkezi
Altunizade Mah. Kısıklı Cad. No: 108 Manolya Apt.
Çamlıca İSTANBUL
0216 428 7 546 (0216 HAT P KİM)
bilgi@kimpsikoloji.com
www.kimpsikoloji.com
Altunizade Mah. Kısıklı Cad. No: 108 Manolya Apt.
Çamlıca İSTANBUL
0216 428 7 546 (0216 HAT P KİM)
bilgi@kimpsikoloji.com
www.kimpsikoloji.com
Gelişmelerden haberdar olmak için lütfen mail grubumuza üye olunuz:
