Dünyada satılan bütün maskeleri yüzümüze takmaya çalışsak ortaya çıkabilecek enteresan durumu hayal edebiliyor musunuz? Binlerce belki yüzbinlerce maskeyi bir takıp bir çıkarıyoruz aslında, farkında olmadan. Kiminden hoşlanıyor kiminden de hoşlanmıyoruz. Bahsettiğim maskeler zaman içerisinde edindiğimiz bütün rollere dönüşüyor. Bu roller yaşadığımız şartlar çerçevesinde git gide artıyor. Adeta hayatımızın birer parçası haline geliyor. Her geçen gün rol sayımız artıyor. Sanki Dünya da bu minvalde rollerimizi rahatlıkla sunabileceğimiz, maskelerimizi takınabileceğimiz bir sahne oluyor.
Bu sahnede önce bebek oluruz. Çocuk, abla, ağabey, kardeş oluruz. Zaman ilerledikçe anne baba, nene, dede, teyze, hala, dayı vs… bu süreçlerin içerisinde maskeler insanın üstlendiği rolleri süsleyen araçlar gibidir. Mesela mutlu anne maskesi, kıskanç kardeş maskesi, işini ve evini seven, ailesi ile hem hal olan baba maskesi, kızgın öğretmen maskesi ve daha binlercesi. Bu örnekleri daha da fazlalaştırabiliriz. Hayatta öyle roller vardır ki; bizi biz yapar, gelecek kuşakları da yeni rollerine hazır. Bunlar anne ve baba rolleridir. Ailedir ve çocuklardır. İnsan soyunun devam etmesi için olmazsa olmazlardır.
Aileden öğrenilen tecrübeler, bilgiler, kültürel değerler, hatta din ve dini yaşayış şekli azımsanmayacak nitelikte bir aktarımdır. Düşünebiliyor musunuz? Kendi çocuğumuza davranış kalıplarını belirleyen en büyük etken, kendi ailemizde bize kodlananlardır. Ne biriktirmişsek, gelecek nesillere de onu taşıyabiliyoruz. Bu nedenle bana göre biriktirilen ve öğrenilenin çok fazla olmasından ziyade nitelikli, anlamlı, değerli olması daha fazla önem kazanmakta. Çünkü öğretilen her davranış modeli rolleri iyi ya da kötü oynamamıza zemin hazırlar, seçeceğimiz maskeleri etkiler.
Trafikte araba kullanırken kurallara uymadan yanlış bir uygulamada bulunulduğunda, cezanın faturası arabayı kullanan kişiye veya arabanın kendisine kesilmez, arabanın asıl sahibine kesilir. Çocuklar için de benzer bir durum söz konusudur. Çocukların yaptığı bütün davranışların faturası kendi ailesine kesilir. Bütün dünyada bu durum bu şekilde yaşanır. Bazılarımızın farkındalığı vardır ve bu yüzden daha fazla dikkat kesilir. Çocuk yetirmeyi ciddiye alır, emek verir, çamura şekil verir gibi inceden inceye yoğurur. Böylece ortaya kendi ailesinin hayatının kesitlerini taşıyan, doğruları ve değerleri sürdüren nesiller ortaya çıkar. Dünyada, Türkiye’de önemli yerlere gelmiş geçmiş bütün insanların hayatında kendi ailesinin etkisi vardır.
Bu anlatılanlar, akıllara “ailesi tarafından terkedilmiş çocuklar için de bu durum geçerli midir?” sorusunu getirebilir. Elbette etkilidir. Nasıl mı? Ailesi tarafından terkedilen, istismara maruz kalan bütün çocukların ruh dünyalarında derin, kocaman, tasviri mümkün olmayan ve hiçbir zaman doldurulamayan boşluklar ve çatlaklar vardır. Bu derin boşluklar da, terkedilmiş çocukların yetişkinlik dönemlerinde ki takınacağı maskeleri ve üstleneceği rolleri belirlemektedir. Birde hem ailesi tarafından terkedilmemiş, hem de terk edilmiş gibi yaşayan çocuklar vardır.
Aile fiziksel olarak çocuklarının yanlarındadır, hatta çocuklarının maddi bütün ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik yıpratıcı türden bir çalışma hayatının içindedir. Fakat çocukları ile ruhsal doyum yaşamaya ne vakti, ne de bilgisi vardır. Oyun oynamak, beraber bir etkinliğe katılmak, sarılmak, sevgi sözcükleri kullanmak, gerektiğinde sınırlar koymak, kızmak zaman kaybı gibidir onlar için. Bu durum çok daha vahimdir. Çünkü bu şartlarda büyüyen çocukların sayısı hızla artmaktadır.
Çocukların ihtiyaçlarını, beklentilerini ve ruhsal gelişim aşamalarını takip etmemize ve daha iyi anlamamıza yönelik uyguladığımız çeşitli çalışmalarda da görmekteyiz ki; terkedilmiş çocuklarla, terkedilmemiş fakat aileleriyle ruhsal doyum yaşamayan çocuklar arasında, yaşadıkları derin boşluklar açısından hiçbir fark oluşmamaktadır.
Psikolog Ayşe Handan Özkan Selim

Altunizade Mah. Kısıklı Cad. No: 108 Manolya Apt.
Çamlıca İSTANBUL
0216 428 7 546 (0216 HAT P KİM)
bilgi@kimpsikoloji.com
www.kimpsikoloji.com