Bazen yeni bir yer keşfetmek için farklı şehir turlarına çıkarız, tatile gideriz, yeni ülkelere gitmekten, yeni mekanları görmekten büyük keyif alırız. Fakat bazen de keyif almayız gittiğimiz mekanlardan. Hüsranla sonuçlanan yerler de vardır. Bazen ruhumuzu acıtan, geçmişimizde yaralayan yerlere gitmek zor gelir elbette. Kimimizde yeni mekânlara yelken açmaktan korkarız. Her an başımıza bir şey gelecek endişesi taşır ve başımızın çaresine bakmaktan korkar hale gelebiliriz. İşte hayat böyle bir yolculuktur aslında, kimi öyle yaşar, kimisi böyle.
Çocuk meraklı yapıda bir varlıktır. Keşfetme, merak etme çocuğun doğasında vardır. Her şeyi ellemek, dokunmak ister. Her yere gitmek ister. Her şeyi görmek, almak ister. Keşfettikçe mutlu olur. Bazen deneyimleri hayal kırıklığı ile sonuçlansa da, sonuçlanmasa da…
Keşif döneminde aile içi ilişkilerin, tutumların, davranışların çocuk üzerinde etkisi çok büyüktür. Batıda bireyselliğin ne kadar ön planda olduğunu görürüz. Bireyselleşmenin çocuk üzerindeki etkisi çok daha erken dönemlerde şekillenmektedir. Her şeyi kendi başarması, kendi elde etmesi beklenir. Mesela ilk yaşında çocuk, ilk yürüme deneyimlerinde düştüğü zaman kendi başına kalkması beklenir, ağlasa ilgi gösterilmez. Kültürümüz de ise çocuk yapamaz, başaramaz, düşmemeli, düşünce de onu elinden tutup kaldıracak biri olmalı diye düşünülür.
Bunların ikisi de yanlış değildir elbette. İkisinin de hem getirileri hem götürüleri vardır. Birinci ilişki tipinde çocuk, daha girişken, her işini kendi başarabilen, ailesinden bağımsız hareket edebilen yapıda bir yetişkin olabilmektedir. Bizim kültürümüzün beslediği ilişki tipinde ise çocuk birilerine bağımlı hareket eder. Sürekli her kararını kendi adına başkalarının vermesini ister Etrafındakilerden sürekli beklenti halindedir. Bağımsız hareket etmekte zorlanır.
Yanı sıra üçüncü ilişki şeklinde ise çocuk düşer ve başaramayacağını düşündüğü bir durum karşısında yanında ailesini bulur ama onu sürekli kolundan tutup kaldırırken değil, elim senin üzerinde ve ben senin yanındayım düşüncesi ile çocuğa başarabileceği telkini, güven mesajı verendir.
Ailelerin, çocuklarının özgür yetişmesi adına onunla bir tür arkadaş diyaloğu haline girmek şimdilerin trendi oldu. Bu elbette ki anne baba için büyük fedakârlık ama anlaşılan o ki böyle davranan ailelerde çocuk için bir şeyler yanlış gitmeye başlayabiliyor. Çocuk kendini güvende hissedemiyor. Yaşının gerektirdiği davranış kalıplarından çıkamadığı gibi, yetişkin gibi davranma eğiliminde olmak, üzerinde emanet gibi duruyor. Dayanabileceği bir duvar arayışı içine girebiliyor.
Ben bu durumu aynen patronu olmayan, kimin ne yaptığını bilmediği, herkesin her şeyi yaptığı, bir kurumun gidişatına benzetirim. İşverenin, çalışanın birbirine karıştığı, iş sorumluluğunun tam anlamıyla dağıtılamadığının bir iş yerinde beklentiler karşılanamaz ve bu iş kurumu kısa zamanda çöker. Bu durumu aileye uyarladığımız zaman aile içi ilişkilerde de aynı yıpranmayı görürüz.
Halbuki çocuk güven ihtiyacının karşılanmasını bekleyen acziyette yaratılmış bir varlıktır. Çocuklar kurallardan, düzenden hoşlanmayabilir, ama kurallar ve düzen çocuğun kendini güvende hissetmesini sağlar. Onların özgür yetişmesine engel olmaz. Fakat çocuk her zaman her şeyi yapabilirim kudretine sahip olduğunu düşündüğü zaman, yetişkin gibi hareket edebilmek ister ve her şeye her yere yetmek ve her şeye sahip olmak ister. Burada bu sınırları belirleyen ebeveyn olmalıdır. Çünkü çocukların yüzlerinin asılmasına, birazcık ağlamasına hassasiyet göstermemek kolay değildir. Ama bunu göze alan, çocuğu ile diyalog kurarken arkadaş gibi değil anne baba olarak iletişim kuran kişi uzun vadede çok güzel sonuçlar alır.
Psikolog Ayşe Handan Özkan Selim

Altunizade Mah. Kısıklı Cad. No: 108 Manolya Apt.
Çamlıca İSTANBUL
0216 428 7 546 (0216 HAT P KİM)
bilgi@kimpsikoloji.com
www.kimpsikoloji.com